Basket Haber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Basket Haber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Basketbolun Sosyal Gücü | Bir Oyun Kurucunun Dönüşümü

 Topun Ritmi: Baran'ın Şehri Öğrenmesi

Baran bu şehre isteyerek gelmedi. Ailesi göçe zorlanmıştı. Bavullar aceleyle toplanmış, bildiği yollar arkasında kalmıştı. Büyük şehir onları kabul etmiş etmesine ama onu tanımamıştı.

Basketbolun Sosyal Gücü

Baran da benzer bir durumdaydı. Kabul edilmiş ama tanınmadığını hissetmişti. Mahallesindeki beton sahayı ilk gördüğünde potaya yöneldi. İlk fark ettiği şey; çizgilerin silik, filenin yırtık ama potanın sapasağlam ve bir de basketbol topunun olduğuydu.

Basketbol onu oyuna davet ediyordu. Bir top, bir çember, gerisi insan. Bu kadarı yetmişti. Kimse Baran'a nereden geldiğini sormadan ona topu attılar: "Oyna" dediler.

Sahada farklı aksanlarda konuşan insanlar vardı. Türkçe, Kürtçe, Arapça kelimeler birbirine karışıyordu. Hatta bir pozisyonda top dışarı çıkınca oyundaki biri gülerek,

"Hevalno topê bide!" (Arkadaşım topu ver). Baran bir an duraksadıktan sonra pasını verdi.

Baran o anda şunu fark etti: Sahadaki oyun karakteri ve kimliği önce pas atmayla başlar.

Karakter Sahada Görünür

Baran oyun kurucu olmuştu. Ama oyuna yön veremiyordu. Topu elinde fazla tutuyor, erken drive ediyor, zor pasları atmayı deniyordu. Basketbolu sabırsız oynuyordu. Çünkü hayatı da sabırsız ilerlemişti.

Göç deneyimi onun zaman algısını da değiştirmişti. Zorunlu bir uyum sürecinin stresini yaşıyordu. Baran gibi bu durumda olanlar ya içine kapanır ya da aşırı kontrol arar. Baran da sahada kontrol arıyordu.

Eski profesyonel bir oyuncu ona şöyle dedi:

"Topu ne kadar elinde tutarsan, o kadar yalnız kalırsın."

Bu söz, Baran için bir basketbol vecizesi oldu.

Evet, basketbolun doğasında davetkarlık vardır. Ancak o davet, topu paylaştığın sürece devam eder.

Tempo ve Aidiyet

Baran'ın dönüşümü dramatik değildi. Teknikti. Pick&Roll'de sabretmeyi öğrendi. Savunmaya karşı orta mesafe şut atmayı öğrendi. Köşe şütörü fark etmeyi öğrendi. En önemlisi zamanında pas atmayı öğrendi. 

Oyun kurucu olmak sadece asist yapmak değildir. Aynı zamanda ritim ayarlamaktır. Mahallesindeki basketbol sahasında benzer bir ritim oluşuyordu. Kadınlar kendi maçlarını yapıyor, çocuklar birlikte oynuyordu. Farklı renkler, farklı hikayeler aynı potada buluşuyordu.

Basketbol bu sahada sosyal bir görev almıştı. Minimum ekipmanla maksimum verim alınıyordu. Kamusal üretiminin en sade hali oluşmuştu. 

Bir gün oynanan tek pota maçlarını kenarda izleyenlerden biri:

"Bi hev re baştir in." (Birlikte daha iyisiniz). Dediğini duyan Baran; birlikte hareket etmenin ne kadar önemli olduğunu anladı.

Oyun Sonu

Çizgileri silik, beton basketbol sahasında oynanan bir maçta son 30 saniyede skor eşitken Baran topu getirdi.

Eskiden olsa Baran "iso" oynardı. Ama bu kez oyun kurdu. "Horns" düzenini ayarlayarak aldığı pick ile birlikte köşeye skip pas attı. 

Köşeden atılan şut sayı oldu. 

Baran'ın asıl değişimi hücum düzeninde yaşanmadı. Savunmada yaşandı. Baran geriye koşarken arkadaşlarını organize ederek yönlendirdi. Baran artık topa sahip olarak değil, onlara alan açarak liderlik yapıyordu.

Basketbolun Sessiz Gücü

Basketbol insana mükemmel bir aktivite sunuyor çünkü basittir. Basit olduğu için kapsayıcıdır. Kapsayıcı olduğu için birleştiricidir.

Sahada erkek ya da kadın belirleyici değildir. Renk belirleyici değildir. Aksan belirleyici değildir. Belirleyici olan; doğru yerde misin, doğru zamanda paslaşıyor musun?

Baran şunu öğrendi: 

Göç insanı yerinden eder. Basketbol insanı yeniden konumlandırır.

Şehir hala karmaşık. Hayat hala zor. Ama artık Baran topu sektirirken acele etmiyor. Çünkü biliyor:

Bir şehri bir arada tutan şey, bir pota ve paylaşılan bir toptur.
spacer

Yeni Bir Yer, Yeni Bir Pota | Şişli Atatürk Ortaokulu

 Merhaba değerli eğitim gönüllüleri ve sevgili basketbol severler;

Bu yazıda benim için heyecan verici bir başlangıcı sizlerle paylaşmak istiyorum. Akademik ve sportif başarılarıyla İstanbul'un eğitim haritasında bir yıldız gibi parlayan, atletizmdeki başarılarıyla özdeşleşmiş Şişli Atatürk Ortaokulu ailesine beden eğitimi öğretmeni olarak katılmanın gururunu yaşıyorum.

Benim için yaşanan bu atama, sadece bir okul değişikliği değil; bir hayalin, vizyonun, basketbolun ve toplumsal bir dönüşümün bayrak teslimi demektir.

Şişli Atatürk Ortaokulu

Potaları Birleştiriyorum "Karma Pota" Vizyonu

Okul yöneticilerimle paylaştığım ve beni en çok heyecanlandıran projelerimden biridir. Akademik başarıları yüksek olan öğrencilerimle özel sporcuları aynı parkede, aynı formanın altında buluşturmak olacaktır. Kuracağım "Karma Pota Basketbol Takımı" ile farklılıkların bir engel değil, takım olmanın en güzel rengi olduğunu tüm İstanbul'a göstermek istiyorum.

Hedefim: İyi İnsan, İyi Öğrenci, İyi Basketbolcu

Vizyonumuz net: Şişli Atatürk Ortaokulu'nun akademik başarısını, öğrencilerimizin basketbol zekasıyla birleştirmek. Burada sadece sayı yapmak değil; zekasını sahaya yansıtan, etik değerlere sahip, kültürel birikimi yüksek ve karakterli basketbolcular yetiştirmek için kolları sıvıyorum.

Temel ilke; akademik disiplini basketbol disipliniyle harmanlayarak "iyi insan, iyi öğrenci ve iyi basketbolcu" yetiştirmek olacak.

Spor Salonu Bizi Bekliyor

Okulumuz ve okul spor kulübümüz bünyesinde, basketbola gönül veren tüm öğrencilerimizle takımlarımızı kurup antrenmanlarımıza hemen başlıyoruz. Geleceğin yıldız basketbolcularını yetiştirme gayretim şu an yeniden başlıyor. İçindeki yeteneği parkeye yansıtmak isteyen, o turuncu topun peşinden koşarken hem öğrenmek hem de gelişmek isteyen tüm öğrencilerimizi basketbol takımına katılmaya davet ediyorum: Şimdi basketbol salonumuza akın etme zamanıdır. Haydi kızlar ve erkekler potaya gidiyoruz.

Basketbolu Kimlerle Buluşturacağım?

Şişli Atatürk Ortaokulunda başlayan bu hareket, sadece okul duvarları arasında sınırlı olmayacak. Basketbolu;
  • Strateji ve analitik düşünceyi oyunun merkezine koyacağız.
  • Sosyal sorumluluk ile buluşturacağız. Özel sporcuları da dahil ederek onlarla kuracağımız bağla spor kültürü oluşturacağız.
  • Geleceğin yıldızlarını yetiştirmek için nitelikli basketbol eğitimini ilke alacağız.

Bir Yaşam Okulu Olarak Basketbol Sahası

Okulumda oluşturmak istediğim basketbol takımlarının vizyonunun temelinde şu yatacak. Atletizmdeki süratimizi basketboldaki zekamızla ve özel sporcularımızdan öğreneceğimiz o eşsiz sevgiyle birleştirmek. Şişli Atatürk Ortaokulu'nun parkelerinde yankılanacak olan her top sesi, geleceğin liderlerinin ayak sesleri olacak.

Parkede, pota altında ve oyunun heyecanında buluşmak üzere!

Ümit Yanar; Şişli Atatürk Ortaokulu Beden Eğitimi Öğretmeni.



spacer

Ali Efe Güler Basketbol Hikayeleriyle Aramıza Katılıyor

 🏀 Sahaya Yeni Bir Oyun Kurucu Giriyor: Ali Efe Güler!

Hazır mısınız? Çünkü blogta artık basketbolun rengi daha artacak! 🔥

Bloga yeni bir isim katıldı ve potaya doğru ilk adımını attı: Ali Efe Güler!

Artık sadece basketbol teknik-taktik yazıları okumayacağız… Maçın son saniyesinde o şutu biz atacağız, tribünün sesini biz duyacağız, pota altındaki mücadeleyi biz yaşayacağız.

Ali Efe Güler

💥 Kim Bu Ali Efe?

Ali Efe sıradan bir basketbol izleyicisi değil. O; oyunun ruhunu, sokak arasındaki potadan NBA parkelerine kadar uzanan hikâyeleri yakalayan biri. Basketbol hikayeleriyle bizlere yeni heyecanlar yaşatacak.

Onun için basketbol:
  • Sadece sayı atmak değil, karakterdir.
  • Sadece istatistik değil, mücadeledir.
  • Sadece maç değil, başlı başına bir hikâyedir. Oyunun içindeki duyguların hikayesidir.

Bloğumuzda “Basketbol Hikayeleri” yazarak oyuna farklı bir açıdan bakmamızı göstererek; efsane oyuncuların bilinmeyen yanlarını, unutulmaz maç anlarını ve basketbolun kalbe dokunan tarafını okuyacağız.

Bazen bir son saniye üçlüğünün arkasındaki cesareti, bazen de kaybedilen bir maçın kırılma anını yaşayacağız. Kısacası parkede ne varsa duyguları burada olacak! 🏀

Basketbolun sadece bir oyun olmadığını; her hücumda yeniden yazılan bir hikaye olduğunu keşfedeceğiz.

🚀 Hoş Geldin Ali Efe!

Ali Efe’nin  blog yazarı olarak aramıza katılmasıyla artık bir üst lige terfi ediyoruz. Enerji artıyor, tempo yükseliyor, basketbol hikayeleri derinleşiyor.

Kendisine kocaman bir HOŞ GELDİN! diyorum. Bu yolculukta bol ilham, bol heyecan ve bol alkışın eksilmemesini umut ediyorum. 👏

Şimdi söz sizde!

Yorumlara Yazın 👇

Ali Efe’den ilk hangi basketbol hikâyesini okumak istersiniz? Sahne hazır. Top havada. Hikaye yazılıyor.

Oyun başlasın! 🔥🏀

spacer

Basketbol Topu Neden Turuncudur?

 Basketbol sahasına baktığımızda gördüğümüz o parlak turuncu küre, sadece oyunun bir ekipmanı değildir. Parkenin üzerinde parlayan, oyunun etrafında döndüğü bir mikro güneştir. Bu küre neden başka bir renk değildir de turuncudur. Bu sorunun yanıtı, 1950'lerin getirdiği zorunluluktan başlayıp insan ruhunu derinliklerine uzanan bir yolculuktur.

Basketbol Topu Neden Turuncudur?

Turuncu Güneşin Rengi ve Anatomisi

Basketbolun ilk dönemlerinde toplar derinin doğal rengi olan kahverengiydi. Ancak bu renk, koyu zeminli parkelerde fark edilmeyi zorlaştırıyordu. Butler Üniversitesi koçu Tony Hinkle, topun hem oyuncular hem de seyirciler için seçilebilir olmadığını fark edince evrim gerçekleşmeye başladı.

Turuncu, hayatımıza giren siyah-beyaz televizyonda konsantrasyonu en fazla sağlayan renk olduğundan basketbol topunun rengi olarak seçildi ve basketbol oyununda bir devrim yaşanarak oyunun geleceğini etkiledi.

Biliyor muydunuz? Turuncu top ilk kez 1958 NCAA finallerinde kullanıldı. Bir çok insan rengi fazla radikal olarak bularak eleştirdi. Ancak o gün Louisville'de parkede parlayan o turuncu ışık, basketbolun yeni bir meşalesi oldu.

Basketbol Sahasındaki Güneş

Felsefi açıdan turuncu, spekturumdaki en sıcak ve aktif renklerden biridir. Basketbol topunu "Sahadaki Güneş" olarak tanımlamanın sebeplerinden biri, topun sahadaki merkezi rolüdür.
  • Sahadaki oyuncular turuncu kürenin etrafında dönen gezegenlerdir. Top nerede parlarsa, yaşam (oyun) orada akar.
  • Turuncu, zihni uyanık tutan ve dikkati tek bir noktaya toplayan bir ışıktır. Yani kaosun ortasındaki rehberdir; oyunun ritmi topun ritmiyle hayat bulur.

Kırmızı ile Sarının Dansı

Renk teorisinde turuncu, kırmızının (saf fiziksel güç ve hırs) ile sarının (taktiksel akıl ve bilgelik) karışımıdır. İşte basketbol oyuncuları için turuncu, basketbolun özünü temsil eder.

Basketbol ne bir kas gücü gösterisi, ne de satranç tahtasıdır. Basketbol fizikselleşmiş bir akıl yürütme sanatıdır. Turuncu renk kırmızı ve sarı rengin armonisidir.

Basketbol Topunun Anlamı

Basketbol topuna sahip olduğunuzda hissettiğiniz ağırlık, toplumsal bir sorumluluğun yansımasıdır. Top sizdeyken gözlerin üzerinizde olması, turuncunun o saklanamaz doğasından gelir.

Topa sahip olmak düzeni sağlama isteğidir. Topu pas veya şut ile serbest bırakmak, sorumluluğun sonucunu kabul etmek ve oyunu sonraki nesle devretmektir. Bu nedenle basketbol, hayatın evrimsel bütünlüğünün sürekliliğini simgeler.

Neden Turuncu?

Çünkü turuncu bir uyanış çağrısıdır. Basketbol topunun turuncu olması bir rastlantı değil, farkındalığın tercihidir. Kahverenginin durağan (toprak) enerjisinden, turuncunun dinamik (ateş) enerjisine geçiştir. İnsanlığın yerçekimine, statükoya ve karanlığa karşı verdiği mücadelenin sembolüdür.

Turuncu küre her sektiğinde, parkeyi güneş ışınlarıyla aydınlatır.
spacer

Seni Basketbol Takımına Aldım | Elif'in İlham Veren Öyküsü (12)

 Bölüm 12

Elif'in İlham Veren Öyküsü

Ulusal finaller için Denizli'ye hareket ederken yüreğimizde heyecan, kaygı ve bilmediğimiz bir şehirde kazanacağımız umudun karışımı vardı. Takım otobüsüyle şehre girerken, Denizli il sınırı tabelasını geçtiğimiz an sıradan bir şehire değil, kaderimizi belirleyecek bir yolculuğa adım attığımızı hissettik.


Seni Basketbol Takımına Aldım

Pansiyona yerleşmeden önce hep birlikte heyecanla yürümeye başladık. Yolumuzu kaybettiğimiz anlardan birinde Burcu'nun "Galiba eve yürümeye karar verdik" esprisiyle kahkahalara boğulduk. Şehir değil, ruhumuz yürüyordu adeta. Pansiyonun koridorlarından geçerken ayak seslerimiz Melek'in Son Sesi'nin melodisini fısıldıyordu. Şimdilik yalnızca biz duyuyorduk; ama kupayı kaldırdığımızda herkes duyacaktı.

Akşam bekir koç ve İbrahim öğretmen kura çekimine gitti. Biz takımca pansiyon kapısında onların dönmesini bekliyorduk. Bekir koç geldikten sonra grubumuzu açıkladı: "Dilmenspor, DSİ, Antep Yıldızlar Okulu ve biz D grubundayız. Görünen o ki, grup 3.lüğü başarı olur bizim için."

Bekir koçun bu sözleri takımın hoşuna gitmedi. Ama biz Bekir koçun bu tip sözlerine alışıktık. Odalarımıza çekildikten sonra Meryem ve Tuğba'nın kaldığı odada bir takım toplantısı yaptım. "Biz üçüncülüğü kabul etmiyoruz. Kupayı alıp döneceğiz." dedim. Takımın ruhu hemen ateşlendi. "Unutmayın, asıl maçlar yüreğimizde oynanacak."

Ertesi gün turnuvanın maçları oynanmaya başlandı. Antep Yıldızları Okuluyla yaptığımız ilk maçta çok basket kaçırdık. Ama 5 sayı farkla maçı kazandık. Ardından Dilmenspor'u 53-49 yendik. Son gün DSİ karşısında 65-51 kaybettik. Grubu ikinci sırada tamamladık. Bu başarı Bekir koç için sürprizdi. Ancak yine kendisini övdü. Oyun sistemiyle başarının mimarı olduğunu söyledi. 

Eleme turunda Ankara Basketbol Kolejiyle karşılaştık. Maç çok çekişmeli geçti. Ben hem asist yapıyor, hem top çalıyor hem de savunmamla çok etkiliydim. Takım bu maçta ruhunu bulmuştu. Oyunun son saniyelerinde çok kritik bir üçlükle 50-49 maçı kazandık. Bu galibiyet Melek'in Son Sesi tınısının turnuvada duyulmaya başlandığı an oldu.

Yarı finalde Aydın Kara İncir'i 61-41 gibi net bir skorla geçtik. Finalde turnuvanın en büyük favorisi DSİ ile yeniden karşı karşıya geldik. Onlar oyuna fırtına gibi başladı. Devreyi de 12 sayı önde kapattılar. Devrede soyunma odasında Çiğdem, Bekir koçun sözünü keserek ayağa kalktı: "Biz buraya neden geldik? Ay Işığı Sonat'ını çalacak mıyız, çalmayacak mıyız?" Çiğdem'in bu çıkışında sadece biz değil, Bekir koç da çok etkilendi. Bu havayla basketbol sahasına geri döndük.

İkinci yarıda rüzgarı arkamıza aldık. Takımımız savunmada büyük direnç göstererek hücumda parlamaya başladı. Meryem tüm ribauntları aldı. Çiğdem fastbreak'ten birkaç basket attı. Ben de isabetli dış şutlarımla rakibin savunmasını sarstım. 

Fark birer birer azalarak son saniyelerde 4 sayılık üstünlüğümüzle maç sonuna geçtik. DSİ topu çok iyi çevirerek bir üçlük atış buldu. Meryem seken bu topun ribaundunu alarak bana pas attı. Rakip topu kapmak için çırpınsa da topu çok iyi çevirip onlara faul yapma fırsatı vermedik. Son iki saniyede pas bana geldi. Topa sarıldım, yere yattım ve süre bitti.  Bu top benim için sadece bir top değildi. Melek öğretmenden aldığım pasın sembolüydü artık.

Kupayı kaldırdığımızda ter, gözyaşı ve yüreklerimiz bir aradaydı. Melek'in Son Sesi artık herkesin kulağındaydı. Bu zafer sadece bir şampiyonluk değil, inancın ve dayanışmanın bir öyküsüydü.

Okula döndüğümüzde Melek öğretmenden bir mesaj aldık. Şampiyon olmuş kupayı bize ithaf etmişti. Gözlerim doldu. "Pası aldım, artık sıra bende."

Bekir koçun adaletsizliği de karşılığını buldu. Onun yerine basketbol efsanesi Hüseyin Çoban ekolümüze nesillere aktırmak için takımın başına geçti. Melek öğretmenin başlattığı sistemi, Hüseyin Çoban ileriye taşıyacaktı. 

Sezon sonunda takım arkadaşlarımdan bazıları eğitim bursu kazandı, yeni teklifler ve umutlarla yeni bir yolculuk başladı hepimiz için tıpkı Melek öğretmen gibi. Ben ve Çiğdem, başka bir efsane koç Güngör Yıldırım tarafından profesyonel altyapı takımına alındık. 

Bir gece kapımdaki potaya Zeynep abla gibi şut attıktan sonra yastığımın altındaki günlüğümü çıkarıp şunları yazdım:

"Bugün bir şampiyonun günlüğüne yaraşır satırlar yazıyorum. Basketbol sahasındaki zafer bir pasla başlar. Melek öğretmenden aldığım pası başkasına atma zamanı geldi."

Belki bir gün ben de, kenarda duran bir çocuğun elinden tutar ve ona şöyle derim:

"Seni basketbol takımına aldım."


spacer

Eğitime Adanmış Hayatlar Anısına | Birlikte Yürüdük, Unutmadık

 Bazı günler vardır; yapılan etkinlikten çok, taşıdığı anlam hafızada yer eder. 15 Aralık 2026 Perşembe günü, Şişli’de beden eğitimi öğretmenleri olarak tam da böyle bir günde bir araya geldik.

Eğitime Adanmış Hayatlar Anısına – Birlikte Yürüyoruz, Unutmuyoruz” adıyla düzenlenen trekking etkinliği, sadece bir doğa yürüyüşü değil; eğitime emek vermiş hayatlara duyulan saygının güçlü bir ifadesiydi.

Eğitime Adanmış Hayatlar

Maçka Parkı’nda Anlamlı Bir Buluşma

Etkinliğimiz, İstanbul’un simge yeşil alanlarından biri olan Maçka Parkı’nda gerçekleşti. Aynı mesleğin yükünü ve sorumluluğunu taşıyan beden eğitimi öğretmenleri olarak, aynı adımlarla yürümek; hem mesleki hem de insani bağlarımızı güçlendirdi.

Bu yürüyüşte tempo kadar duygu da ortaktı. Her adım, eğitime adanmış emekleri hatırlamak ve unutmamak içindir.

İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü’nün Değerli Katkısı

Bu anlamlı organizasyonun hayata geçirilmesinde Şişli İlçe Millî Eğitim Müdürlüğü, beden eğitimi öğretmenlerinin spor alanındaki üstün çabalarını ve fedakârlıklarını merkeze alan bir yaklaşımla başat rol oynadı.

Ayrıca İlçe Millî Eğitim Müdürümüzün bizzat trekkinge katılması, bu etkinliği sembolik olmaktan çıkarıp güçlü bir kurumsal duruşa dönüştürdü. Sahada, yürüyüşün içinde olmak; eğitime verilen değerin en net göstergesiydi.

Yürüyüş Sonrası: Paylaşılan Sofrada Paylaşılan Anlam

Trekkingin ardından Şişli Öğretmenevi’nde yapılan kahvaltı, günün ruhunu tamamlayan bir buluşma oldu. Aynı masada buluşup:
  • günün anlam ve önemini konuştuk,
  • dönemin yorgunluğunu birlikte attık,
  • eğitimin ve sporun insan hayatındaki dönüştürücü gücünü yeniden hatırladık.
Bu sohbetler, yürüyüş kadar kıymetliydi.

Benim İçin Bir Onur, Eğitim İçin Bir Saygı

Bu etkinliğe katılım gösteren beden eğitimi öğretmenleriyle bir arada olmak benim için gerçek bir onur oldu.

Eğitime adanmış hayatları saygıyla anmak, sadece geçmişe değil; bugüne ve gelecekte eğitimin yükünü taşıyan tüm eğitim neferlerine yapılan anlamlı bir saygı duruşuydu.

Birlikte yürümek, birlikte hatırlamak ve birlikte üretmek işte tam da bu yüzden bu etkinlik, düşüncemde özel bir yer edindi.

spacer

Basketbolun Ötesinde Bir Öğretmen Olmak

 Basketbol, sadece bir oyun değil, ayrıca benim için bir yaşam okuludur. Bir koç olarak, sporcularıma sadece basketbolu öğretmekle kalmıyorum, aynı zamanda yaşamın değerlerini de öğretmeye çalışıyorum. Geçmişten gelen bir oyuncumun hayata ve basketbola bıraktığı izlerle sizlerle bir kesit paylaşmak istiyorum.

Cem, benim antrenmanlarımla basketbolu öğrenmeye gayret eden genç bir sporcuydu. Çok yetenekliydi, ancak bir sorunu vardı: Öfkesi. Cem'in öfkesi o dönemde onun en büyük düşmanıydı.

Basketbol Yaşamı

Basketbol Sadece Bir Oyun Değil

Benim için basketbol, sporcuların karakterini şekillendiren, onlara öz disiplin, takım olma gibi becerileri kazandıran bir alandır. Cem'in basketbolun kazandırdığı disiplinle öfkesini yenerek nasıl bir yöneticilik pozisyonuna geldiğini gözlemlemek, basketbolun büyüsünü bir kez daha bana hatırlattı.

Bu yazıdaki anılarım basketbolun sadece bir oyun olmadığı aynı zamanda bir yaşam okulu olduğuna dair tespitim bir kere daha kendini gösterdi.

Öfkenin Kölesi misin, Efendisi misin?

Cem, her yanlış yaptığında, öfkeleniyor ve sahayı terk ediyordu. Onun bu öfkesini fark ettiğim zaman önce onunla konuştum. 

"Cem öfken seni yiyip bitiriyor. Neden hemen öfkeleniyorsun?" diye sorduğumda sakinliğim karşısında şaşırmış ve bu soru onu düşündürterek;

"Öfkem, beni daha iyi bir basketbol oyuncusu yapıyor. Daha çok çalışmamı sağlıyor" dedi.

Bu yanıtın karşısında ona yönelerek;

"Öfke, seni daha iyi bir sporcu yapmaz. Aksine öfke seni lime lime yok eder. Oysa sen kendi öfkenin kölesi değil efendisi olmalısın" dedim.

Cem, bir soluk alarak sözlerimi dinlemeye karar vermişcesine sustu. Zamanla öfkesini kontrol etmeyi başararak basketbol sahasında ve dışarda daha iyi bir sporcu adayı oldu. Bunun nasıl geliştiğini uzun uzun anlatamayacağım ama basketbolun hayat biçiminden kaynaklandığını söyleyebilirim.

Basketboldan Alınan Disiplin

Cem ile antrenmanlarımız yıllarca sürdü. Daha sonra hayatın ona çizdiği yolda kalbinde basketbol sevgisiyle ilerledi. Aradan yıllar geçti. Bir gün, Cem'i bir şirkette başarılı bir yönetici olduğunu gördüm. Şirketinde beni gördüğünde yanıma gelerek:

"Koç, bana basketbolu öğrettiğiniz için size çok teşekkür ederim. Basketboldan aldığım disiplin sayesinde ben bu yerlere gelmeyi başardım. Öfkemi kontrol etmeyi basketbol sayesinde öğrendim. Bu disiplin bana iş hayatımda büyük avantajlar sağladı" dedi.

Basketbol Bir Öğretmendir

Bugün hala Cem gibi pek çok genç bireye basketbolun ötesinde bir şeyler öğretme çabam devam ediyor. Şunu çok iyi biliyorum: Basketbol sadece bir oyun değil, bir yaşam okuludur. Bu okulda okulda öğretmenlik yapmaktan gurur duyuyorum.

Basketbolla kalmanız ümidiyle...
spacer

SENİ BASKETBOL TAKIMINA ALDIM | Melek'in Son Sesi (11)

 Bölüm 11

Melek'in Son Sesi

Melek'in Son Sesi sahada duyulmazdı ama basketbol karakterimizde hissediliyordu. Her alkış alan pas, her yardım savunması, her top çalındığında onun sessiz melodisi yükseliyordu. Sanki sahada görünmez bir orkestra vardı da, bizler onun parmak uçlarıydık. Artık en gürültülü salonlarda bile birbirimizin gözlerine bakarak sessiz bir dilde anlaşabiliyorduk.

Seni Basketbol Takımına Aldım

Tabelada yenilmiş olsak bile kalbimizdeki basketbol ateşi sönmüyordu. Her yere düşüş, birlikte kalkmak için bize bir fırsattı. Takım olmak böyle bir şeydi. Düştüğünde biri elini uzatır, sendelendiğindeyse elinden tutardı. Basketbol sahasında atan kalplerimiz bir olmuştu. Beethoven'ın Ay Işığı Sonatı gibi derin bir ahenk içinde basketbol oynuyorduk. İşte bu ahenk, Melek'in Son Sesiydi.

Bekir koçla tam üç aydır aynı döngüdeydik. Onda hiç bir şey değişmemişti. Aynı sert tonu, aynı tekrarlayan antrenmanları, aynı adaletsizlikleri... Fundamental çalıştırmıyor, kenarda bekleyen arkadaşlarımızı idmanlarda dahi oyuna almıyor, sadece güçlü gördüğü oyunculara güveniyordu. Bizim için Bekir koç, umutsuzluğun sesi olmuştu. Ama yılmadık.

Bir gün Burcu sessizce yanıma gelip şöyle dedi:

"Eğer sen olmasaydın, bizi antrenman sonrası ekstra çalıştırmasaydın, çoktan çözülmüştük."

Bu söz bana Melek öğretmeni hatırlattı. Belki de bir gün ben de onun gibi bir koç olacaktım. Bu düşünce beni hem ürküttü hem güçlendirdi. Melek öğretmenin verdiği bordo kaplı defterdeki temel prensipleri kullanarak arkadaşlarıma sadece teknik çalıştırmıyor, oyunu okumayı da öğretiyordum. Oyunun nasıl geliştiğini, boşta kalan oyuncunun nasıl fark edileceğini, birlikte nasıl hareket edeceğimizi öğreniyorduk. Üçlü tehdit pozisyonu gibi kavramların sadece teknik değil, taktik fırsatlar sunduğunu birlikte öğrendik. Herkes birbirinden öğreniyordu. Eğitim bir zincir ise biz o zincirin en güçlü halkalarıydık.

Oysa Bekir koç hala uzun, karmaşık ve takımı anlamsız oyun düzenlerine boğuyordu. Sahada yaşadığımız birçok sorun, temel basketbol tekniklerinin eksikliğinden kaynaklanıyordu. Ben de bu boşluğu her maçtan sonra öğrenerek yeniden ve yeniden doldurmaya çalışıyordum. O zamanlar farkında olmadan bunu yapıyormuşum meğer. Bazen "liderlik bu mu?" diye düşünüyordum. Ama öğrenmiştim ki liderlik, herkes vazgeçtiğinde devam edebilmekti.

Bekir koçun bazı oyuncuları oyun dışı bırakması içimize en çok kemiren şeydi. Bir gün, antrenmanda ısınırken Esra topu elinden kaçırdı. Bekir koçun sert bakışı ve sesiyle geriye çekildi. İdmanı terk etti. Hepimiz onun antrenmanın geriye kalan zamanında kenarda oturacağını biliyorduk. Çünkü o bakışı tanıyorduk. Bu sadece Esra'yı değil hepimizi yaraladı. Ama ilk kez biri çıkıp antrenmanı terk etti. Bu bir kırılma anıydı.

Sessiz Dayanışma

İşte o andan sonra Çiğdem ve Burcu'yla birlikte, sessiz bir dayanışma başlattık. Sahada ve dışarda birbirimize tutunmaya karar verdik. Adaletin olmadığı yerde biz birbirimize adalet olacaktık. Kadın dayanışmasının ne olduğunu ilk defa o zaman anladım. Sessiz bir devrimdi bizimki; bazen bir pasla, bazen bir ribauntla, bazen de sadece bir tebessümle başkaldırıyorduk. 

Bekir koçun adaletsizliği yalnızca yedek kulübesini değil, sahadaki mücadelemizi de gölgeliyordu. Ama biz susarak karşı çıkıyorduk. Sahada kurduğumuz takım uyumu artık sessiz bir isyandı.

Burcu'nun sırtıma dokunuş, Çiğdem'in "hadi devam" diyen bakışı... Hepsi birer umut oluyordu. Her maçtan sonra sadece skorda değil, dostluğumuz da kazanıyordu ve büyüyordu. Belki de Melek öğretmenin bize bıraktığı en büyük miras buydu. 

Hiçbirimiz antrenman bitince hemen eve gitmiyorduk. Kendi eksiklerimizi çalışıyor, birbirimize destek oluyorduk. Her zaman sahada olmayan bir kişi vardı: Bekir koç!

Bir gün Çiğdem, topu yere vurarak şöyle dedi:

"Bu sezonu Melek öğretmen için oynuyoruz. Melek'in Son Sesi biziz! Bekir koça rağmen, hep birlikte kazanacağız. Mutlaka kazanacağız!"

Alkışlar salonun tavanına çarparak yüreğimizde yankılandı.

Deplasmanda ulusal şampiyonluğun en büyük adayı Dilmenspor'u yenmiştik. Sert savunma, dış şutlardaki yüzde ve birlikte hareket edip maçı domine ettik. Bekir koçtan içten bir tebrik beklerken, soyunma odasındaki maç sonu konuşması buz gibi soğuktu:

"Demek ki sistemim işe yarıyor. Ne yaptığımı ben çok iyi biliyorum. Tebrikler takım."  Sonra döndü ve soyunma odasından çıktı.

Bu sözler bizde soğuk bir duş etkisi yarattı. Ama başımı eğmedim. Arkadaşlarımın gözlerine baktım. O an gördüm ki zincir halkası sapasağlamdı.

"Koç güç biri olabilir ama gerçek takım biziz." dedim sessizce. "O ses biz olacağız Melek'in Son Sesi biziz." dedim sessizce.

Bundan sonra herkes takım için daha da özverili oldu. Tuğba daha fazla fedakarlık yaptı. Meryem pota altında savaşçıya dönüştü. Burcu kenardan gelerek ritmi değiştiriyordu. Benim de sayı ortalamam artmıştı ama en gurur duyduğum şey, takımın görünmeyen koçu olarak görülmemdi.

Dilmensporu yendiktüen sonra 4-0'lık bir seri yakaladık. Ancak bu başarı küçük bir rehaveti de beraberinde getirdi. İdmanlardan sonra eve gidenlerin sayısı artmaya başladı. Buna bir dur demek gerekiyordu. Bir gün sahayı terk eden son kişi ben oldum.  Sonra takımıma döndüm ve dedim ki:

"Maç kazanmak güzeldir ama bu yeterli değildir. Eğer Melek'in Son Sesi olmak istiyorsak daha fazlasını yapmalıyız. Biz henüz şampiyon olmadık daha yolun başındayız."

Bu sözler takım üzerinde etkili oldu. Bir daha kimse erkenden eve gitmedi. Dilmenspor ve DSİ'nin arkasından bölge turnuvasında üçüncü olarak ulusal finallere katılma hakkı elde ettik.

Melek öğretmenden kalan o çerçeveyi İbrahim öğretmen sayesinde okul girişine herkesin görebileceği bir yere astık. Her sabah çerçeveyi görüyor, o sözleri hatırlıyorduk. Bu motivasyonla ulusal finallere gittik. Ulusal finallerden önce günlüğüme şunu yazdım:

"Bu sezonun adı boşuna Melek'in Son Sesi değil. O ses artık paslarımızda, savunmamızda, yere düştüğümüzde yeniden doğruluşumuzda ve basketbol sahamızda yankılanıyor. Tınıyı duymanıza az kaldı. Büyüleneceksiniz. Çünkü sadece oynamıyoruz, anlatıyoruz."
spacer

Basketbolun Ruhuna Yolculuk | Basketbol; Hayatın Ritmini Yansıtan Bir Yolculuk (4. Bölüm)

 Basketbol, yalnızca bir spor değildir. Ayrıca insanın kendini tanıması için bir yolculuk olarak ele alınabilir. Tıpkı hayatta olduğu gibi, sahada da düşeriz, kalkarız, yeniden deneriz. Top kayıpları birer hata değil, birer öğrenme fırsatı olarak karşımıza çıkar. Her basketse, hayattaki mücadelemiz gibi bir çabadır.

Hayatın Ritmini Yansıtan Yolculuk

Basketbol Gibi

Hayatı olduğu gibi kabullenmek, oyunu da olduğu gibi kabullenmek anlamına mı gelir? Hayır, hayatta olduğu gibi basketbol oyununda da çaba, mücadele, kendini gerçekleştirme azmi yer alır. Geçmişin yüklerini taşımak yerine, her hücum bize yeniden denemeyi öğretir. Sonunda azmin ödülünü alırız.

Basketbol bize geriye takılmadan daima önümüze bakmamız gerektiğini öğretir. Tıpkı aşağıdaki hikayede olduğu gibi:
İki keşiş yağmurda yürürken çamurlu bir kavşakta genç bir kadınla karşılaşırlar, Keşişlerden biri kadını kuru bir yere kadar taşır ve bırakır. Diğer keşiş yol boyunca düşünüp taşınır. Ve dayanamayarak sorar, "biz keşişlerin kadınlara dokunması yasaktır. Ancak sen yasağa uymayarak kadını taşıdın." Diğeri hemen yanıt verir. "Ben onu yolun karşısında bıraktım ama sen onu hala taşıyorsun" der.

Bu iki keşişin hikayesindeki gibi, basketbol da insana hatayı, egoyu, korkuyu orada bırakmayı öğretir. 

Basketbol; Hayatın Ritmini Yansıtan Bir Yolculuktur

Basketbol oyunu; savaşmanın, mücadele etmekten vazgeçmemenin yoludur. Kibre kapılmadan cesaret ister. Sportmenliğini yitirmeden güçlü olmanı ister. O turuncu top, hayattan keyif aldığın gibi basketbol oyna der.

Çünkü sahada sergilediğin ruhsal yolculuk içerisinde basketbol senin kim olduğunu yansıtır. Tıpkı yaşamda olduğu gibi basketbol sahasında kendini hayatın küçük bir kesitinde bulursun.

Sonuç

Basketbol, insanın kendisiyle yüzleştiği bir aynadır. Seken topun sesi, kalp atışınızla aynı ritmi yakalar. Ve bir an  geldiğinde onu yürekten hissedersin: Basketbol aslında hayatın ta kendisidir.

Basketbolla kalmanız ümidiyle...

Basketbolun Ruhuna Yolculuğun Önceki Yazıları

spacer

Basketbolun Ruhuna Yolculuk | Sahada Zihinsel Denge (3. Bölüm)

 Basketbol, hızla değişen bir tempoda oynanan bir zeka oyunudur. Skor tabelası tersine dönüp, duygular dalgalanabilir. İşte bu yüzden zihinsel berraklık, bir oyuncunun güçlü bir silahı olmaktadır.

Zihinsel Denge

Sahada Zihinsel Denge

Bir pozisyonda hakeme itiraz etmek ya da rakibin provoke edici davranışlarına kapılmak kolaydır. Ancak öfke, ateş gibidir, kontrol edilmezse yakabilir.

Gerçek bir basketbol oyuncusu, bu ateşi içsel bir güce dönüştürmeyi öğrenir. Nefes alır, odaklanır, aklıyla oyunu yönetmeye başlar. Basketbolun ustalığı burada gizlidir. Sakin kalabilmek.

Öfkeyi Güce Dönüştürebilmek

Zihinsel denge yalnızca performansı değil, karakteri de etkiler. Çünkü öfkesine hakim olan bir oyuncu, kendine hükmetmeyi de öğrenmeye başlar.

Sahada yaşanacak her kriz, aslında onun için bir içsel sınavdır. Bu durumlarda tepki mi gösterecek, yoksa farkındalığıyla oyuna yön mü verecek? Burada artık oyuncu basketbolun sahadaki sorunlara bilinçli yanıt vermeye başlayacaktır.

Sonuç

Bir oyuncunun gerçek gücü, kaslarında değildir. Zihnin dinginliğinde saklıdır. Basketbol bu anlamda tam anlamıyla hem bir meditasyon rolü oynamaktadır. 

Bir sonraki yazıda, basketbolun hayatla kurduğu derin bağı ve insanın kendini keşfetme yolculuğuna değineceğim. O yazıda görüşmek ümidiyle basketbolla kalın.

spacer

Basketbolun Ruhuna Yolculuk | Aşkla Oynamak (2. Bölüm)

 Bir takımın görünmeyen enerjisini yaratan şey, teknik becerilerden çok oyuna duyulan aşktır. Basketbol aşkı oyuncular arasındaki bağı güçlendirir., saygıyı besler ve empatiyi güçlendirir.

Aşkla Basketbol Oynamak

Aşkla Basketbol Oynamak

Bir oyuncu sahada yalnızca cesur olmamalı, aynı zamanda hoşgörülü, anlayışlı ve sabırlı olmalıdır. Çünkü basketbolun özünde, insana saygı vardır.

Aşkla basketbol oynayan bir takımda ego olmaz. Egonun yerine anlayış hakim olur. Takım arkadaşın kötü bir gününde olduğunda ona uzatılan el, basketten çok daha kıymetlidir. Sadece takım arkadaşınla saygıyla değil, rakibe duyulan saygı da oyuncunun karakterini büyütür.

Basketbol oyununda her detay, insan ilişkilerini sembolize eder. Örneğin pas atmak paylaşmaktır, savunma yapmak sorumluluk üstlenmektir. Daha bunun gibi düzinelerce örnek verilebilir.

Takım Ruhu ve İnsanlık Üzerine

Aşkla oynamak; sahayı, soyunma odasını, hatta tribünleri bile dönüştürebilir. Bir takımın oyuncuları sevgiyle birbirlerine yaklaştığında, hata korkusu azalır, cesaret ise çoğalarak büyür.

İşte o zaman, takım ruhu bir taktik olmaktan çıkıp yaşam biçimine dönüşür. Basketbolu tam da bu anda keyif alarak oynamaya başlarsınız. Basketbolun büyüsü artık yayılmaya başlar.

Sonuç

Aşkla basketbol oynayan oyuncular sadece maçı değil, kalpleri de fetheder. Çünkü basketbolda asıl zafer sahada kalplerin ortak bir ritimle atmasıdır. Bu da her bir oyuncuyu sahada parlatmaya kuşkusuz yeter.

Bir sonraki yazıda, zihinsel dengenin ve öfke kontrolünün oyuna etkisini ele alacağım. O zamana kadar basketbolla kalmanızı ümit ederim. 

spacer

Basketbolun Ruhuna Yolculuk | Takım Olmak (1.Bölüm)

 Basketbol, sahada yalnızca topun değil, duyguların da el değiştirdiği bir oyundur. Oyun içerisindeki her aksiyon bir bağlılığın ifadesidir. Gerçek bir takım, bireysel becerilerin toplamı değil; birlikte kazanılacak zaferlerin umududur.

Takım Olmak

Takım Olmak

Oyuncular, kendi egolarını bir kenara bırakıp "ben"den "biz"e geçtiğinde, takımları güçlenip oyuna anlam kazandırmaya başlar.

Takım olmanın özü, birbirine koşulsuz güvenmektir. Bir oyuncunun hatasını diğeri telafi eder, biri düştüğünde diğerleri onu yerden kaldırır. Çünkü sahada herkesin görevi yalnızca kendi başarısının değil, takımın başarısının vurgulanmasıdır.

Takım arkadaşlarının birbirlerine olan güven duygusuyla yalnızca oyun değil, hayat ta şekillenir. Oyuncular bir takımın parçası olmayı öğrendiğinde, yaşamın da bir takım olduğunu fark eder.

Bireysellikten Birliğe Uzanan Yol

Basketbol bize, fedakarlık, dayanışma örneklerini oyun içinde sürekli göstermektedir. Büyük takımlar, sadece yıldız oyuncuların değil aynı zamanda birbirine yürekten inanan takım üyelerinin eseridir. 

Dolayısıyla basketbol, oyuncuları zamanla bireysellikten alıp birliğe götüren uzun bir yolculuğun adıdır. Basketbol oynayan gençler bu yolculukla benden çıkıp biz olmayı keşfederler.

Sonuç

Takım olmak, birlikte kazanmanın ötesinde, birlikte insanlaşmaktır. Çünkü gerçek zafer, tabelada değil; birbirine güven duyan oyuncuların gücünde gizlidir.

Bir sonraki yazıda basketbolda aşkı ve hoşgörüyü sahaya nasıl taşıyabileceğimizi konuşacağız. Basketbolla kalmanızı ümit ederim.

Basketbolun Ruhuna Yolculuğun Önceki Yazıları

spacer

Basketbolun Ruhuna Yolculuk | Yazı Dizisi Tanıtımı

 Bir oyunun değil, bir yaşam biçimi üzerine oluşturduğum dört bölümlük basketbol yazısı dizisi  hazırladım. Basketbol üzerine yazdığım bu yazı dizisini geçen yaz boyunca okuduğum basketbol temalı kitaplardan esinlenerek hazırladım. Her hafta pazartesi günü  yayınlanacak yazı dizimi  keyif alarak okumanız ümidiyle...

Basketbolun Ruhuna Yolculuk

Bir Topun Peşinde, Bir Ruhun İzinde

Basketbol uzaktan sadece bir oyun gibi görünür. Driblingin sesi, potaya çarpan topun yankısı, tribünlerin uğultusu... Oysa basketbolun insan ruhuna dokunduğunu biraz daha yaklaştığınızda fark edersiniz.

Sahaya adım attığınız andan itibaren yalnız bir oyuncu değil, aynı zamanda bir insan olarak deneyim kazanmaya başlarsınız. Ego ile özveri, öfke ile denge, birey ile takım, kalp ile zihin arasında bir çizgide yol almaya başlarsınız. Her basketbol maçınız aynı zamanda kendinizle yaptığınız bir içi yolculuğa evrilir.

Basketbolun Ruhuna Yoluculuk Sırasında

Bu dört bölümlük yazı dizisinde, basketbolun yalnızca taktik oyunları ve tabela sonuçlarıyla değil; insan olmanın özüyle nasıl iç içe girdiğinden söz edeceğiz. 

Takım olmanın anlamını, basketbolu aşkla oynamanın gücünü, zihinsel dengenin değerini ve basketbolun hayatla kurduğu derin bağı keşfetmeniz için oyunun o büyüsünden konuşacağız.

Sonuçta Oyun Biter, Ruhu Kalır

Her basketbol maçı bir yerde bitiyor. Korna çaldığında, salonun ışıkları söner, skor tabelası kapanır. Ama o oyunun ruhu; birlik, sevgi, denge ve farkındalık hiçbir zaman bitmez. Yüreğimizin bir yerinde oynadığımız o maç hep canlı kalacaktır.

Basketbol yalnızca kazananları değil, kendini geliştirmeyi başaranları da unutmaz. Çünkü bu oyunun en önemli sayısı, insan olmayı öğrenmektir.

Dört bölümlük yazı dizisinde görüşmek ümidiyle, basketbolla kalın.

Basketbolun Ruhuna Yolculuğun Bölümleri

  • 1. Bölüm; Takım Olmak: Bireysellikten Birliğe Uzanan Yol
  • 2. Bölüm; Aşkla Oynamak: Takım Ruhu ve İnsanlık Üzerine
  • 3. Bölüm; Sahada Zihinsel Denge: Öfkeyi Güce Dönüştürmek
  • 4. Bölüm; Basketbol: Hayatın Ritmini Yansıtan Bir Yolculuk
spacer

10 Kasım Sabahı ve Basketbol

 10 Kasım, yalnızca bir anma değildir. Hatırlatma ve verilen bir sözü tekrar etmektir. Atatürk'ün mücadele azmini ve kararlılığını, basketbolun disiplininde, takım ruhunda, birlikte başarma duygusunda yeniden hissetmektir.

10 Kasım ve Basketbol

Basketbolun Işığında Sonsuz Bir Mücadele ve Atatürk

Her yıl 10 Kasım sabahı aynı sessizliğin içinde buluruz kendimizi. Saatler 9:05'i gösterdiğinde, o kısa sessizliğin içerisinde hayat durur, rüzgar bile susar. Kalbimiz; özlem, saygı ve minnetle atar. Yaşanan bu kısa sessizlik bir kez daha bize yol göstereni hatırlatır.

Basketbol sahasındaki her driblingte olduğu gibi Atatürk'ün bize bıraktığı izler tekrar eder. O izler, maçlarımızda, antrenmanlarımızda ve takım ruhuyla karşımıza her an çıkmaktadır. Çünkü Atatürk'ün en büyük mirası hiç bitmeyen bir mücadele azmiyle dolu olmasıdır.

Basketbol da tıpkı Atatürk'ün inandığı değerler gibi emek, disiplin ve inancı bağrında taşır. Bir takımın başarılı olabilmesi için oyuncuların birbirlerine güvenmesi gerekir. Bu güven aynı zamanda birlikte başarmak duygusunu taşır. Atatürk bu inancı bizlere kazandırdı. Bugün basketbol sahasında biz de terimizin son damlasına kadar birlikte başarma inancını yaşıyoruz.

Antrenmanda alınan her nefes, son topu savunma ve potaya attığımız ilk şut... Hepsi aynı şeyde birbirine bağlı: Pes etmemek. Tıpkı Atatürk'ün en zorlu günlerde bile 
"Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır."

demesi gibi. İşte basketbol bu sözün sahada vücut bulmuş halidir.


10 Kasım Mirası Hatırlamaktır

10 Kasımlar sadece özlemi değil, aynı zamanda gençliğin verdiği sözleri de hatırlatır. Atatürk'ün bıraktığı mirası anmak için değil yaşatmak için hatırlatır.

Basketbol sahasında ter döken bizler, gençlerin umut dolu gözlerinde 10 Kasımları bu duygularla anıyoruz. Çünkü biliyoruz ki; birlikten güç doğar anlayışını yaşıyoruz.

Bugün bir kez daha söz veriyoruz:

Atatürk'ün emanetini sadece kalbimizde değil basketbolun oynandığı her yerde yaşatacağız. Mücadele etmeye, birlikte çalışmaya, umudu büyütmeye devam edeceğiz.

Ruhun Şad Olsun, Atam

Bu topraklarda attığın her adımın, basketbol oyunumuzun en anlamlı ruhunu oluşturuyor. Seni sevgi, saygı ve özlemle anıyoruz.
spacer