Basket Haber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Basket Haber etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Basketbolla Şiddeti Söndür

 Geçen hafta okullarda yaşanan şiddet olayları, herkese aynı soruları sordu. "Biz bu çocukları nerede kaybettik?" Siverek'te bir lise, Maraş'ta bir ortaokul...

İki gün arayla yaşanan bu olaylar; sorunun anlık değil, birikmiş olmasıydı. Aslında en tehlikelisi sorun görünüyor ancak yönetilemiyor oluşuydu. Basketbol koçu kimliğimle bu olaylara basketbol sahalarındaki davranışlarla baktığımda şunu görüyordum.

Öfke yok olmuyor, öfke yön değiştiriyor.

Eğer koç olarak öfkeye alan açmazsak işte o zaman sokakta en vahşi haliyle patlamaya hazır bekliyor. Ama doğru alan verirsen sahada boşalan rekabet oluyor. Bu basketbol sahasında her gün gözlemlediğim bir gerçektir.

Şiddete Karşı Basketbol

Şiddete Karşı Basketbol

Koç olarak antrenmana gelen çocukları tanırız. Bazıları sessiz, içe kapanık olabilir ya da tam tersi en ufak şeyde parlayan, iten, bağıran çocuklardır.

Basketbol sahasında okulda "problemli" diye etiketlenen çocuklar eline basketbol topu aldığında durum değişiyor. O çocuklar; koşar, yorulur, çarpışır, mücadele eder. Bunlardan da önemlisi sınırları öğrenir.

Faul yaptığında rakip çizgiye gider, itiraz ettiğinde teknik faul yer, sahada kontrolünü kaybettiğindeyse oyundan çıkarılır. Kısacası hayatın anlatmaya çalıştığı şeyi basketbol öğretir.

Okulda Çözülemeyen Şeyler Sahada Çözülür mü?

Günümüzde okullar akademik yükü taşımakla çok meşguller. Oysa çocuklarda öfke, yalnızlık ve anlaşılamama yükleri de fazlasıyla var. Çocuklar bu yüklerini boşaltamazlarsa taşınamayacak kadar birikir ve yanlış yerde boşalabilir.

Bu sorumluluğu basketbol tam olarak burada bir şartla devralabilir:

Basketbol yalnızca bir aktivite değil, bir müdahale aracı olarak kullanıldığında anlam bulur. Tabi basketbolu yanlış kullandığımızda rekabetin kavgaya, egonun çatışmaya, kazanmak için her şey mubahtır anlayışı gelişir.

Bu yüzden mesele basketbol değil, nasıl basketbol oynattığımızla yakından ilgilidir.

Peki Nasıl Basketbol?

Bir koç olarak ben şöyle basketbola şöyle yaklaşıyorum:

Çoğu sistem sorunlu olarak adlandırılan çocuğu dışarı iter. Oysa o çocuk sahada kaldığı sürece sorun azalır.

Oyunu kurallarla öğretirim. Faul yaparsan çizgiye gidilir. Kontrolü kaybedersen dışarı çıkarsın, takıma karşı sorumlusun. Bunlar nettir.

Bir çocuk takımın bir bireyi olduğunda sorumluluk hisseder, arkadaşına zarar vermemeyi öğrenir, aidiyet duygusu gelişir. Şiddetin çoğu zaman panzehiri budur: Ait hissetmek.

Koç sadece taktik geliştirmez; öfkeyi okur, krizi yönetir ve bazen sadece dinler. Çünkü bazı çocuklar hayatlarında ilk defa onları bir koçun dinlediğini görür.

Basketbol Şiddeti Söndürür mü?

Romantik düşünmediğimiz sürece bu soruya evet denilebilir. Elbette birkaç maç yapıp "spor yaptık" demekle basketbol tek başına yeterli olmaz. Çünkü basketbol bir sistem içerisinde; düzenli antrenman, bilinçli koçlar, okulla bağlantılı olarak destek çalışmalarıyla basketbol şiddeti söndürebilir.

Urfa ve Maraş'ta yaşananlar bize şunu gösterdi: 

Bu çocuklar bir günde o noktaya gelmedi. Biz sadece son anı gördük. Belki o çocuklardan biri basketbol sahasında, bir takımın içinde ve bir koçun yanında olsaydı hikaye başka yazılabilirdi.

Bazen bir pota çok fazla şey öğretebilir.

Yüreğim acılar içinde bu yaşananlar bir daha gerçekleşmemesini istiyor. Başımız sağ olsun.


spacer

Basketbol Topunda Neden Kanallar ve Pütürler Var?

 Basketbol topunu elinize aldığınızda ilk fark ettiğiniz şeylerden biri yüzeyindeki pütürlü yapı ve topu çevreleyen siyah kanallardır. Bu detaylar sadece estetik bir tercih değil; aksine oyunun kalitesini doğrudan etkileyen mühendislik çözümleridir. Peki basketbol topunda neden kanallar ve pütürler var? Gelin, bu tasarımın arkasındaki mantığı birlikte inceleyelim.

Basketbol Topu

Pütürlü Yüzeyin Amacı: Daha İyi Tutuş ve Kontrol

Basketbol hızlı ve dinamik bir oyundur. Oyuncular topu sürekli kontrol etmek, yönlendirmek ve hassas hareketler yapmak zorundadır. İşte bu noktada pütürlü yüzey devreye girer.

Topun üzerindeki mikro çıkıntılar:
  • El ile temas eden yüzey alanını artırır
  • Kaymayı azaltır
  • Parmak uçlarıyla kontrolü kolaylaştırır
Özellikle terli ellerle oynanan bir sporda bu yapı hayati önem taşır. Düz bir yüzey çok daha kaygan olacağı için top kontrolü ciddi şekilde zorlaşırdı.

Kanalların Rolü: Parmak Rehberi Gibi Çalışır

Top üzerindeki siyah çizgiler, yani kanallar, oyuncular için adeta bir rehber görevi görür.

Bu kanallar sayesinde:
  • Parmaklar doğal olarak doğru pozisyona yerleşir
  • Top daha dengeli kavranır
  • Şut sırasında el yerleşimi tutarlı olur
Özellikle iyi şut atan oyuncular, farkında olarak ya da olmayarak bu kanalları referans alır. Bu da kas hafızasının gelişmesine katkı sağlar.

Spin (Dönüş) Kontrolü

Basketbolda şutun başarısını belirleyen önemli faktörlerden biri topa verilen dönüştür (spin). Hem pütürlü yüzey hem de kanallar bu noktada birlikte çalışır.
  • Pütürler parmakların topa daha iyi tutunmasını sağlar
  • Kanallar parmakların doğru noktadan kuvvet uygulamasına yardımcı olur.
Sonuç olarak top daha dengeli bir şekilde döner. Bu da çembere çarptığında daha yumuşak sekmeler ve daha yüksek isabet oranı anlamına gelir.

Tarihsel Gelişim: Tesadüften Standarta

İlginç olan şu ki bu tasarım baştan planlanmış değildir. İlk basketbol topları:
  • Düz yüzeyliydi
  • Dikişli yapıya sahipti
  • Kontrol açısından oldukça zayıftı
Zamanla:
  • Dikişler içe gömüldü ve kanallara dönüştü
  • Kullanıldıkça aşınan topların daha iyi tutuş sağladığı fark edildi
  • Bu etki yapay olarak pütürlü yüzeyle taklit edildi
Yani bugün gördüğümüz tasarım, oyuncu deneyimlerinin yıllar içinde mühendisliğe dönüşmesinin bir sonucudur.

Dayanıklılık ve Yapısal Katkı

Kanallar sadece tutuş için değil, aynı zamanda topun yapısal bütünlüğü için de önemlidir. Top, farklı panellerin birleştirilmesiyle oluşur ve bu birleşim yerleri kanallarla belirgin hale gelir.

Bu sayede:
  • Top formunu daha iyi korur
  • Daha dengeli bir sekme sağlar
  • Uzun süreli kullanımda performans kaybı azalır

Kanallar ve Pütürler

Basketbol topundaki kanallar ve pütürler küçük detaylar gibi görünse de oyunun kalitesini belirleyen kritik unsurlardır.
  • Pütürler tutuşu artırır
  • Kanallar kontrolü ve yönlendirmeyi kolaylaştırır
  • İkisi birlikte daha iyi şut ve oyun performansı sağlar
Kısacası, basketbol topunun yüzeyi tesadüf değil; yıllar süren deneyim, gözlem ve mühendisliğin mükemmel bir birleşimidir.
spacer

Basketbol ve Rap Müzik Kültürü

Basketbol ve rap müzik ilk bakışta iki farklı dünyadır. Bu benim için iki farklı anlatım biçimidir. Shaquille O'Neal’ın Benim Hikayem kitabını okuduktan sonra bunu fark ettim. Çünkü orada da gördüm ki; basketbolun parkeleriyle mikrofonlar aslında aynı yerden, aynı hayattan besleniyor.

Ve şunu net bir şekilde söyleyebilirim:

NBA ve rap kültürünün kesişimini ilk kez Allen Iverson ile hissettim.

Basketbol ve Rap

Basketbol ve Rap: Aynı Kimliğin İki Farklı Dili

Basketbol ve rap müzik, 1980’lerin sonu ve 90’ların başından itibaren Afro-Amerikan kültüründe; başarı, özgüven, kendini ifade etme ve sokak ruhunun en güçlü temsilcileri haline geldi. Fakat bu iki kültür sonradan birleşmedi. Çünkü:

Rap; sözle “ben buradayım” demektir.
Basketbol; oyunla “ben buradayım” demektir.

Aynı mahallelerde büyüyen, aynı parklarda basketbol oynayan, benzer zorluklardan geçen insanların iki farklı ifade biçimi sunmasından başka bir şey değildir.

Bu yüzden rapçiler basketbolu, basketbolcular rap müziği sahiplenmektedir. Bence bu bir etkileşim değil; doğal bir yansımadır.

Allen Iverson: Kültürün Görünür Olduğu An

Allen Iverson benim için sadece bir basketbolcu değildi. O, sahaya çıktığında bir kültürü temsil ediyordu. Cornrow saçları, dövmeleri, bol kıyafetleri ve tavırlarıyla. Bunların hepsi rap kültürüydü.

Iverson ile birlikte NBA’de sokak, ilk kez bu kadar net bir şekilde görünür oldu. Bu durum o kadar öne çıktı ki, NBA bir süre sonra oyuncular için giyim kuralları getirdi.

Bu durum şunu gösterdi:

👉 Allen Iverson sadece oyunu değil, oyunun kurallarını da etkiledi.

Crossover: Bir Hareketten Fazlası

Iverson denince akla gelen ilk şeylerden biri basketbol sahalarındaki crossover hareketidir. Crossover sadece teknik bir basketbol hareketi değil, bir metafordur.

Allen Iverson crossover’ı:

  • Rakibi düşürmek yani sistemi alt etmektir.
  • Yön değiştirmek yani hayatta yol bulmak
  • Kontrol yani özgüven kazanmaktır.

Sokakta büyüyen biri için hayat düz bir çizgiden ibaret değildir. Sürekli adapte olman gereken zorluklardır. Iverson bunu sahada gösterdi.

Kusursuzluk mu, Gerçeklik mi?

Michael Jordan kusursuzluğun simgesiydi: Disiplin, kontrol ve mükemmellik demektir.

Allen Iverson farklıydı:Daha kaotik, daha duygusal ve daha gerçek hayat demekti.

Rap müzik de kusursuzlukla değil, gerçeklikle ilgilidir. Bu yüzden Iverson’ın tarzı hip-hop kültürüyle çok daha derin bir bağ kurdu.

Parkeden Mikrofona: NBA Oyuncularının Rap Yolculuğu

NBA ve rap ilişkisi tek taraflı değil, birçok oyuncu da rap müziğin içine doğrudan girdi. Damian Lillard (Dame D.O.L.L.A.), Shaquille O'Neal (Shaq Diesel) ciddi üretkenlikler göstermiştir.

👉 Iverson kültürü taşıdı.
👉 Diğerleri bu kültürü farklı şekillerde devam ettirdi.

Basketbol da rap müzik de sokaktan doğdu. Ama bugün milyar dolarlık endüstrilere dönüştü.

Eskiden sokak doğrudan sahaya yansıyordu. Bugünse sokak ruhu sadece daha kontrollü bir hale geldi.

Ayrı Değil, Aynı Hikaye

Basketbol ve rap müzik, yaklaşık 50 yıldır birbirini besleyen iki kültür olarak görülüyor. Çünkü onlar:
  • Aynı sokaklardan doğan
  • Aynı hayalleri taşıyan
  • Aynı mücadeleyi anlatan iki farklı ifade biçimidir.
Ve Allen Iverson bu gerçeği bana ilk gösteren isim oldu. Bu yüzden bugün hala basketbol maçları izlerken ya da bir rap şarkısı dinlerken aynı hissi alıyorum:

Bu sadece basketbol ya da rap müzik değil. Bu bir kimlik meselesidir.

spacer

Savaş ve Basketbol

 Savaş, insanlık tarihinin en karanlık gerçeğidir. Savaş sadece şehirleri ve ülkeleri değil aynı zamanda insanlık ruhunu ve çocuklukların gelecek hayallerini yıkar. Buna karşılık basketbol, çoğu zaman tam tersini inşa eder. Birlik, dayanışma ve umudu. Bundan dolayı "savaş ve basketbol" yan yana geldiğinde iki zıt dünyanın hikayesini anlatır.

Savaş ve Basketbol

Yıkımın Ortasında Umudu Aramak

Savaş ve Basketbol deyince; bir taraftan yıkım ve korku, diğer tarafta birlikte mücadele etmenin gücü vardır. Bosna savaşını anlatan yazar Tijan Sila'nın Saraybosna Radyosu kitabında şu cümle bu gerçeği ifade eder:

Yaşamak herşeyden önce dehşete kapılmak anlamına geliyordu.
Bu söz, savaşın insan hayatını nasıl değiştirdiğini gösterir. Özellikle çocuklar için savaş, oyun oynamak yerine keskin bir nişancıdan kaçmayı öğrenmek demektir.

Savaş sırasında bir çocuk için hayat farklıdır. Okula gitmek, arkadaşlarla oynamak, parka gitmek gibi şeyler bile lüks sayılır. Bir çocuğun uzmanlaştığı şeyin oyun değil, hayatta kalmak olduğu gerçeği savaşın en acı bir yüzüdür.

Savaş, sadece ölüm ve korku değildir. İnsanları kimliklerine göre ayıran, toplumu parçalayarak birbirlerine düşman eden bir süreçtir. Savaşın en büyük yıkımı da burada yüzünü gösterir. İnsanlar birbirine yabanacı hale gelir.

Savaşın Çirkinliği

Savaş çoğu zaman kahramanlık hikayeleriyle anlatılır. Ancak gerçek başka bir şeydir. Gerçekte savaş filmlerdeki sahnelerden çok uzaktır. Günlerce süren korku, bekleyiş, açlık ve belirsizliklerden oluşur. İnsanın düşündüğü tek bir şey olur, hayatta kalmak.

Bu durum şimdilerde İran'da yaşanmaktadır. Savaş ve baskı ortamları, insanların yaşam nefesini kısmaktadır. Ama tarih bize buna karşı şunu gösteriyor:

Her karanlık dönemin içerisinde umut filizlenir.

Ortadoğunun bir yerinde özellikle kadınlar özgürlük talepleri nedeniyle büyük bir mücadele vermektedir. Kadınların toplumsal yaşamda eşit ve özgür bir rol üstlenmesini gerektiren bir düşünceyle barışın mücadelesini veriyor. Bu düşünce jinoloji adını vermişler. 

Kadın özgürlüğünü merkeze alarak toplumun yeniden inşa edilmesini savunan bir yaklaşım. Sadece savaşta değil; eğitimde, siyasette, sosyal hayatta kadınlar aktif roller üstlenerek bir toplum modeli kurmaya çalışıyor. Savaş olmadan da barışın sürdürülebilir olacağını. Bu yaklaşım savaşın yarattığı karanlığa karşı güçlü bir umut olarak filizleniyor. Tıpkı sporun ve özellikle basketbolun birleştirici gücü gibi.

Savaşın Karşısındaki Birleştirici Güç: Basketbol

Basketbol sadece bir spor türü değildir. Aynı zamanda takım ruhu, dayanışma ve ortak hedef belirleme anlamına gelir. Basketbol sahasında milliyet, din, kimlik ve dil önemini kaybeder. Önemli olan tek şey birlikte mücadele etmektir.

Savaşın insanları böldüğü bir dünyada basketbol tam tersini üretir. İnsanları aynı potada buluşturur. Aynı hedef için birlikte hareket etmeyi öğretir. Bunun için savaş sonrası toplumlarda sporun büyük bir iyileştirici gücü vardır.

Basketbolun Gençler İçin Umuttur

Savaş bölgelerinde yaşayan gençler için spor çoğu zaman hayata tutunmanın bir yoludur. Basketbol sahası; korkudan uzak, arkadaşlığın kurulduğu ve umutların yeşerdiği bir ortamdır. 

Bir basketbol maçı sırasında oynayanlar, savaşın kimliklerini unutarak oyunun bir parçası olur. Spor, özellikle gençler için toplumsal iyileşmenin aracı olur.

Kadınların basketbol oynamasını sadece bir sportif faaliyet olarak görmek mümkün değildir. Kadınların basketbol oynamasını aynı zamanda özgürlük talebi, eşitlik mücadelesi, toplumsal dönüşümün sembolü olarak okumakla basketbolun birleştirici gücü görünür.

İki Zıt Dünya: Savaş ve Basketbol

Sonuç olarak savaş ve basketbol iki farklı dünyayı temsil eder. Savaş; yıkımı getirir, korkuyu yaratır ve insanları böler. Basketbolsa; dayanışmayı yaratır, umudu yeşertir ve insanları bir araya getirir. Tıpkı barış gibi.

Savaşın devam ettiği bir dünyada yaşıyoruz. Oysa farklı insaların bir arada yaşaması mümkündür. Barış mümkündür. 

Savaşın yarattığı karanlığı aşmanın yolu insanların bir arada hareket ettiği alanları çoğaltmakla gerçekleşir.

Bazen bir basketbol sahası, barışın mümkün olduğunu hatırlatan bir yer olabilir. 
spacer

8 Mart ve Kadın Basketbolu

 Emekçi Kadınlar Günü ve Tarihe İlham Veren Kadın Basketbolcular

8 Mart Dünya Kadınlar Günü, kadınların eşitlik, özgürlük ve emek mücadelesinin sembolü olan önemli bir gündür. Dünya genelinde her yıl kutlanan bu özel gün, kadınların sosyal, ekonomik ve siyasi alanlarda elde ettiği başarıları hatırlatırken aynı zamanda eşitlik mücadelesinin devam ettiğini de vurgular.

Kadınların tarih boyunca verdiği mücadele yalnızca siyaset,  ekonomi, çalışma hayatıyla sınırlı değildir. Spor dünyası da kadınların kendilerini ifade ettiği, güçlerini ortaya koyduğu ve ilham verici başarılar elde ettiği alanlardan biri oldu.

Özellikle kadın basketbolu; disiplin, dayanışma ve mücadele ruhunun en güçlü örneklerini göstermektedir.

Bu yazıda, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü'nün anlamını ve basketbol tarihine damga vurmuş kadın sporcuları inceleyeceğiz.

8 Mart ve Kadın Basketbolu

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününün Tarihi

Kadınların eşitlik mücadelesi yüzyıllardır devam ediyor. 8 Mart'ın ortaya çıkışı kadın işçilerinin çalışma koşullarının iyileştirilmesi ve eşit haklar talebiyle verdiği mücadeleye dayanır.

1910 yılında düzenlenen Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansında Alman düşünür Clara Zetkin ve Rosa Luxemburg; kadınların hak mücadelesini temsil eden 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar gününü önererek kabul ettirmiştir. 

Çünkü 8 Mart 1957 tarihinde ABD'nin New York kentinde bir dokuma fabrikasında çalışan grev yapan 129 kadının fabrikaya kapatılmasından dolayı çıkan yangında hayatını kaybetmesinden dolayı dünya çapında tepki uyandırmıştır. 8 Mart işte bu günü simgelemektedir.

Bu önerinin kabul edilmesiyle birlikte International Women's Day, dünya genelinde kadınların dayanışma ve mücadele günü olarak anılmaya başlanmıştır.

Bugün 8 Mart yalnızca bir kutlama günü değil; kadınların toplumsal eşitlik mücadelesinin güçlü bir karakteridir.

Kadın Basketbolunun Doğuşu 


Basketbolun icadından bir süre sonra kadınlar da basketbolla tanıştı. Kadın basketbolunun gelişmesindeki en başat rolü de Senda Berenson alır.

Berenson 1982 yılında kadınlar için basketbol kurallarını düzenleyerek ilk kadın basketbol maçlarının oynanmasını sağlamıştır. Bundan dolayı "kadın basketbolunun annesi" olarak anılmaktadır.

Kadın Basketbolundaki Birkaç Dönüm Noktası


  • 1976 yılında kadın basketbolu Olimpiyatlara dahil edildi.
  • Profesyonel basketbol liglerinin kurulmaya başlanması
  • 1997 yılında WNBA kuruldu. Kadın basketbolu bilinirliği daha da arttı.

Basketbol Tarihine Damga Vuran Kadın Sporcular


Luisa Harris-Stewart

Amerikan basketbolcu Harris, NBA draftında seçilen ilk ve tek kadın basketbolcu olarak tarihe geçmiştir. 1977 yılında New Orleans Jazz tarafından draft edilen Harris, kadın basketbolunun görünürlüğünü gözler önüne sermiştir.

Lisa Leslie

WNBA’in yüzü olarak kabul edilmektedir. Olimpiyatlar’da arka arkaya 4 altın madalya kazanmıştır. Üç kere WNBA'de MVP seçilen efsanenin aynı zamanda 2 şampiyonluğu bulunuyor. 

Lauren Jackson

Olimpiyatlarda arka arkaya 4 kere gümüş madalyayı ülkesine kazandıran Avustralyalı kadın basketbolcudur.

Diana Taurasi

“White Mamba” lakaplı Taurasi, İtalyan asıllı ABD’li basketbolcudur. Taurasi’nin en önemli başarılarının başında 3 kere WNBA Şampiyonluğu, En Çok Sayı Atan Oyuncu ödülü ve 6 kere Euroleague Şampiyonluğu geliyor.

Sandrine Gruda

Fransız kadın basketbolcu WNBA'de oynamıştır. 2005 yılında profesyonel kariyerine başlayan Gruda, 2006 yılında Avrupa'da Yılın Genç Oyuncusu ödülüne layık görülmüştür. Başarıları şöyledir.

WNBA şampiyonluğu,FIBA Avrupa'da Yılın En İyi Kadın Oyuncusu, FIBA Euroleague All-Star, FIBA Gençler Dünya Şampiyonası'nda  MVP.

Candace Parker

WNBA'de Chicago Sky’da pivot oyuncusudur. Los Angeles Sparks'ta oynarken WNBA Finallerinde MVP seçildi. Lisa Leslie'nin oyun tarzının varisi olduğu söyleniyor.

Candace Parker ve
 Lisa Leslie, kariyerinde smaç, triple-double ve 20 sayı, 20 ribaund rekorları kıran 2 kadın basketbolcudan biridir.

Tamika Cathings

2023 yılında Kadın Basketbol Onur Listesi'ne girdi. Dünyanın en iyi kadın basketbolcularından biri olarak kabul edilen Tamika, kariyeri boyunca 12 All-WNBA takımında yer aldı. 15 sezonluk kariyerinde en çok maç kazanan oyuncu oldu. 1,000 top çalma barajını geçen tek kadın basketbolcudur.

Maya Moore

Moore, döneminin en iyisi olarak gösterilmektedir. NCAA şampiyonluklarından Olimpiyat şampiyonluğuna kadar muhteşem kariyerinde neredeyse her şeyi başarmıştır.

Lynx'e  4 WNBA şampiyonluğu kazandırdı.WNBA’de MVP seçildi. 2006 ve 2007'de 2006 ve 2007'de Naismith Yılın Hazırlık Oyuncusu şampiyonluğunu kazandı.

Spor kariyerinden sonra sosyal adalet mücadelesi yürüterek dikkat çekmiştir.

Türkiye'den Öncü Kadın Basketbolcular


Nevriye Yılmaz

WNBA’deki ilk Türk kadın basketbolcudur. 2003-2004 yıllarında Phoenix Mercury ve San Antonio Silver Stars gibi takımlarda forma giydi. Türkiye Kadın Basketbol Takımı pivotu olarak 2005 Avrupa Şampiyonası’nda ribaund ortalamasıyla birinci oldu.

Şaziye İvegin Üner

Türkiye, İtalya ve Rusya’da da forma giydi. 2005 Akdeniz Oyunları’nda kadınlar basketbolunda altın madalyanın kazanılmasında büyük rol oynadı. Üner, yurt içindeki ve yurt dışındaki başarılarıyla Türkiye kadın basketbol tarihindeki önemli figürlerden olarak kabul ediliyor.

Birsel Vardarlı


Saha görüşü ve oyun kurma becerisiyle Türkiye kadın basketbolunun "lider oyuncularından biri" olarak kabul edilir. Fenerbahçe'de uzun süre kaptanlık yaparak tarihe geçmiştir.

Sonuç olarak, kadın basketbolu yalnızca bir spor dalı değil; aynı zamanda kadının kararlılığını, dayanışmasını ve başarılarını gösteren bir alandır.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, kadınların spor dahil hayatın her alanında verdiği emeği ve mücadeleyi hatırlatır.

Basketbol sahalarında mücadele eden kadın sporcular, yalnızca kupalar kazanmakla kalmıyor, aynı zamanda milyonlarca genç kadına ilham kaynağı oluyor.

Kadın, Yaşam, Basketbol....
spacer

Bolu Basketbolu İçin Mücadele Etmeye Başladım

 Yıllar sonra yeniden Bolu basketbolunun içinde yer almanın hem gururunu hem de sorumluğunu yaşıyorum. Daha önce Bolu altyapı basketbolunda çalışma fırsatı bulmuştum. Bugünse Bolu Belediyespor ile birlikte Erkekler Bölgesel Basketbol Ligi EBBL'de mücadele etmek gerçekten benim için özel bir anlam taşıyor.

Altyapıda çalışırken emek verdiğim oyuncularımın bugün Bolu Belediyespor kulübünün çeşitli kademelerinde görmek ayrıca büyük bir gurur kaynağı oldu. Bu nedenle Bolu basketbolunun gelişimi için yeniden sahada mücadele etmek benim için sadece bir görev değil, aynı zamanda önemli bir sorumluluktur.

Bolu Belediyespor Kulübü

Bolu Belediyespor ile EBBL Mücadelesi

2025-26 sezonunda EBBL'de mücadele eden Bolu Belediyespor olarak lige zorlu bir başlangıç yaptık. Sezonun ilk karşılaşmasında deplasmanda Titan Akademi karşısında 88-52'lik bir mağlubiyet aldık.

Ancak takım olarak kısa sürede toparlanmayı başardık. İç sahada oynadığımız ilk karşılaşmada İzmit Akademi'yi 74-59 mağlup ederek ligdeki ilk galibiyetimizi elde ettik.

Bu sonuçla birlikte Bolu Belediyespor, EBBL'deki ilk iki hafta sonunda 1 galibiyet ve 1 mağlubiyetle yoluna devam ediyor.

B Grubunda Zorlu Yarış

Bu sezon EBBL B Grubu oldukça çekişmeli bir mücadeleye sahne oluyor. Bolu Belediyespor olarak grubumuzda şu takımlarla birlikte üst sıralar için mücadele edeceğiz.

  • Suadiye Basketbol - İstanbul
  • Titan Akademi - İstanbul
  • İzmit Akademi - Kocaeli
  • Serdivan Belediyesi Spor Kulübü - Sakarya
  • Karamürselbey Spor Kulübü - Kocaeli
Lig formatına göre sezon sonunda gruplarında ilk üç sırada yer lan takımlar play-off aşamasına yükselme hakkı elde ediyor. Bizim hedefimiz, sezonu en iyi noktada tamamlayarak mücadelede yer almaktır.

Bolu Basketboluna Maç Daveti

Bu hafta sonu bizim için önemli bir müsabaka var. Cumartesi günü saat 14:00'te 17 Temmuz Spor Salonundaki sahamızda Karamürselbey Spor Spor kulübüyle karşılaşacağız.

Bolu basketbolunu daha ileriye taşımak için sahada elimizden gelenin en iyisini yapmaya gayret edeceğiz. Bu süreçte Bolu halkının desteği bizim için çok değerli olacaktır.

Bolulu sporseverleri cumartesi günü oynayacağımız bu önemli karşılaşmada tribünlerde bizlere destek olmaya davet ediyorum. Üst sıraları yakından ilgilendiren bu müsabakayı taraftarımızla birlikte galibiyetle bitireceğimize inanıyorum. Hep birlikte Bolu basketbolunu daha güçlü bir noktaya taşıyabileceğimize inanıyorum.

Maç Günü

Cumartesi 14:00'te 17 Temmuz Spor Salonunda rakibimiz Karamürselbey Spor Kulübüyle oynayacağımız mücadeleye tüm Bolu halkını takımımıza destek olmaya bekliyoruz. 🏀
spacer

Basketbolun Sosyal Gücü | Bir Oyun Kurucunun Dönüşümü

 Topun Ritmi: Baran'ın Şehri Öğrenmesi

Baran bu şehre isteyerek gelmedi. Ailesi göçe zorlanmıştı. Bavullar aceleyle toplanmış, bildiği yollar arkasında kalmıştı. Büyük şehir onları kabul etmiş etmesine ama onu tanımamıştı.

Basketbolun Sosyal Gücü

Baran da benzer bir durumdaydı. Kabul edilmiş ama tanınmadığını hissetmişti. Mahallesindeki beton sahayı ilk gördüğünde potaya yöneldi. İlk fark ettiği şey; çizgilerin silik, filenin yırtık ama potanın sapasağlam ve bir de basketbol topunun olduğuydu.

Basketbol onu oyuna davet ediyordu. Bir top, bir çember, gerisi insan. Bu kadarı yetmişti. Kimse Baran'a nereden geldiğini sormadan ona topu attılar: "Oyna" dediler.

Sahada farklı aksanlarda konuşan insanlar vardı. Türkçe, Kürtçe, Arapça kelimeler birbirine karışıyordu. Hatta bir pozisyonda top dışarı çıkınca oyundaki biri gülerek,

"Hevalno topê bide!" (Arkadaşım topu ver). Baran bir an duraksadıktan sonra pasını verdi.

Baran o anda şunu fark etti: Sahadaki oyun karakteri ve kimliği önce pas atmayla başlar.

Karakter Sahada Görünür

Baran oyun kurucu olmuştu. Ama oyuna yön veremiyordu. Topu elinde fazla tutuyor, erken drive ediyor, zor pasları atmayı deniyordu. Basketbolu sabırsız oynuyordu. Çünkü hayatı da sabırsız ilerlemişti.

Göç deneyimi onun zaman algısını da değiştirmişti. Zorunlu bir uyum sürecinin stresini yaşıyordu. Baran gibi bu durumda olanlar ya içine kapanır ya da aşırı kontrol arar. Baran da sahada kontrol arıyordu.

Eski profesyonel bir oyuncu ona şöyle dedi:

"Topu ne kadar elinde tutarsan, o kadar yalnız kalırsın."

Bu söz, Baran için bir basketbol vecizesi oldu.

Evet, basketbolun doğasında davetkarlık vardır. Ancak o davet, topu paylaştığın sürece devam eder.

Tempo ve Aidiyet

Baran'ın dönüşümü dramatik değildi. Teknikti. Pick&Roll'de sabretmeyi öğrendi. Savunmaya karşı orta mesafe şut atmayı öğrendi. Köşe şütörü fark etmeyi öğrendi. En önemlisi zamanında pas atmayı öğrendi. 

Oyun kurucu olmak sadece asist yapmak değildir. Aynı zamanda ritim ayarlamaktır. Mahallesindeki basketbol sahasında benzer bir ritim oluşuyordu. Kadınlar kendi maçlarını yapıyor, çocuklar birlikte oynuyordu. Farklı renkler, farklı hikayeler aynı potada buluşuyordu.

Basketbol bu sahada sosyal bir görev almıştı. Minimum ekipmanla maksimum verim alınıyordu. Kamusal üretiminin en sade hali oluşmuştu. 

Bir gün oynanan tek pota maçlarını kenarda izleyenlerden biri:

"Bi hev re baştir in." (Birlikte daha iyisiniz). Dediğini duyan Baran; birlikte hareket etmenin ne kadar önemli olduğunu anladı.

Oyun Sonu

Çizgileri silik, beton basketbol sahasında oynanan bir maçta son 30 saniyede skor eşitken Baran topu getirdi.

Eskiden olsa Baran "iso" oynardı. Ama bu kez oyun kurdu. "Horns" düzenini ayarlayarak aldığı pick ile birlikte köşeye skip pas attı. 

Köşeden atılan şut sayı oldu. 

Baran'ın asıl değişimi hücum düzeninde yaşanmadı. Savunmada yaşandı. Baran geriye koşarken arkadaşlarını organize ederek yönlendirdi. Baran artık topa sahip olarak değil, onlara alan açarak liderlik yapıyordu.

Basketbolun Sessiz Gücü

Basketbol insana mükemmel bir aktivite sunuyor çünkü basittir. Basit olduğu için kapsayıcıdır. Kapsayıcı olduğu için birleştiricidir.

Sahada erkek ya da kadın belirleyici değildir. Renk belirleyici değildir. Aksan belirleyici değildir. Belirleyici olan; doğru yerde misin, doğru zamanda paslaşıyor musun?

Baran şunu öğrendi: 

Göç insanı yerinden eder. Basketbol insanı yeniden konumlandırır.

Şehir hala karmaşık. Hayat hala zor. Ama artık Baran topu sektirirken acele etmiyor. Çünkü biliyor:

Bir şehri bir arada tutan şey, bir pota ve paylaşılan bir toptur.
spacer

Yeni Bir Yer, Yeni Bir Pota | Şişli Atatürk Ortaokulu

 Merhaba değerli eğitim gönüllüleri ve sevgili basketbol severler;

Bu yazıda benim için heyecan verici bir başlangıcı sizlerle paylaşmak istiyorum. Akademik ve sportif başarılarıyla İstanbul'un eğitim haritasında bir yıldız gibi parlayan, atletizmdeki başarılarıyla özdeşleşmiş Şişli Atatürk Ortaokulu ailesine beden eğitimi öğretmeni olarak katılmanın gururunu yaşıyorum.

Benim için yaşanan bu atama, sadece bir okul değişikliği değil; bir hayalin, vizyonun, basketbolun ve toplumsal bir dönüşümün bayrak teslimi demektir.

Şişli Atatürk Ortaokulu

Potaları Birleştiriyorum "Karma Pota" Vizyonu

Okul yöneticilerimle paylaştığım ve beni en çok heyecanlandıran projelerimden biridir. Akademik başarıları yüksek olan öğrencilerimle özel sporcuları aynı parkede, aynı formanın altında buluşturmak olacaktır. Kuracağım "Karma Pota Basketbol Takımı" ile farklılıkların bir engel değil, takım olmanın en güzel rengi olduğunu tüm İstanbul'a göstermek istiyorum.

Hedefim: İyi İnsan, İyi Öğrenci, İyi Basketbolcu

Vizyonumuz net: Şişli Atatürk Ortaokulu'nun akademik başarısını, öğrencilerimizin basketbol zekasıyla birleştirmek. Burada sadece sayı yapmak değil; zekasını sahaya yansıtan, etik değerlere sahip, kültürel birikimi yüksek ve karakterli basketbolcular yetiştirmek için kolları sıvıyorum.

Temel ilke; akademik disiplini basketbol disipliniyle harmanlayarak "iyi insan, iyi öğrenci ve iyi basketbolcu" yetiştirmek olacak.

Spor Salonu Bizi Bekliyor

Okulumuz ve okul spor kulübümüz bünyesinde, basketbola gönül veren tüm öğrencilerimizle takımlarımızı kurup antrenmanlarımıza hemen başlıyoruz. Geleceğin yıldız basketbolcularını yetiştirme gayretim şu an yeniden başlıyor. İçindeki yeteneği parkeye yansıtmak isteyen, o turuncu topun peşinden koşarken hem öğrenmek hem de gelişmek isteyen tüm öğrencilerimizi basketbol takımına katılmaya davet ediyorum: Şimdi basketbol salonumuza akın etme zamanıdır. Haydi kızlar ve erkekler potaya gidiyoruz.

Basketbolu Kimlerle Buluşturacağım?

Şişli Atatürk Ortaokulunda başlayan bu hareket, sadece okul duvarları arasında sınırlı olmayacak. Basketbolu;
  • Strateji ve analitik düşünceyi oyunun merkezine koyacağız.
  • Sosyal sorumluluk ile buluşturacağız. Özel sporcuları da dahil ederek onlarla kuracağımız bağla spor kültürü oluşturacağız.
  • Geleceğin yıldızlarını yetiştirmek için nitelikli basketbol eğitimini ilke alacağız.

Bir Yaşam Okulu Olarak Basketbol Sahası

Okulumda oluşturmak istediğim basketbol takımlarının vizyonunun temelinde şu yatacak. Atletizmdeki süratimizi basketboldaki zekamızla ve özel sporcularımızdan öğreneceğimiz o eşsiz sevgiyle birleştirmek. Şişli Atatürk Ortaokulu'nun parkelerinde yankılanacak olan her top sesi, geleceğin liderlerinin ayak sesleri olacak.

Parkede, pota altında ve oyunun heyecanında buluşmak üzere!

Ümit Yanar; Şişli Atatürk Ortaokulu Beden Eğitimi Öğretmeni.



spacer

Ali Efe Güler Basketbol Hikayeleriyle Aramıza Katılıyor

 🏀 Sahaya Yeni Bir Oyun Kurucu Giriyor: Ali Efe Güler!

Hazır mısınız? Çünkü blogta artık basketbolun rengi daha artacak! 🔥

Bloga yeni bir isim katıldı ve potaya doğru ilk adımını attı: Ali Efe Güler!

Artık sadece basketbol teknik-taktik yazıları okumayacağız… Maçın son saniyesinde o şutu biz atacağız, tribünün sesini biz duyacağız, pota altındaki mücadeleyi biz yaşayacağız.

Ali Efe Güler

💥 Kim Bu Ali Efe?

Ali Efe sıradan bir basketbol izleyicisi değil. O; oyunun ruhunu, sokak arasındaki potadan NBA parkelerine kadar uzanan hikâyeleri yakalayan biri. Basketbol hikayeleriyle bizlere yeni heyecanlar yaşatacak.

Onun için basketbol:
  • Sadece sayı atmak değil, karakterdir.
  • Sadece istatistik değil, mücadeledir.
  • Sadece maç değil, başlı başına bir hikâyedir. Oyunun içindeki duyguların hikayesidir.

Bloğumuzda “Basketbol Hikayeleri” yazarak oyuna farklı bir açıdan bakmamızı göstererek; efsane oyuncuların bilinmeyen yanlarını, unutulmaz maç anlarını ve basketbolun kalbe dokunan tarafını okuyacağız.

Bazen bir son saniye üçlüğünün arkasındaki cesareti, bazen de kaybedilen bir maçın kırılma anını yaşayacağız. Kısacası parkede ne varsa duyguları burada olacak! 🏀

Basketbolun sadece bir oyun olmadığını; her hücumda yeniden yazılan bir hikaye olduğunu keşfedeceğiz.

🚀 Hoş Geldin Ali Efe!

Ali Efe’nin  blog yazarı olarak aramıza katılmasıyla artık bir üst lige terfi ediyoruz. Enerji artıyor, tempo yükseliyor, basketbol hikayeleri derinleşiyor.

Kendisine kocaman bir HOŞ GELDİN! diyorum. Bu yolculukta bol ilham, bol heyecan ve bol alkışın eksilmemesini umut ediyorum. 👏

Şimdi söz sizde!

Yorumlara Yazın 👇

Ali Efe’den ilk hangi basketbol hikâyesini okumak istersiniz? Sahne hazır. Top havada. Hikaye yazılıyor.

Oyun başlasın! 🔥🏀

spacer

Basketbol Topu Neden Turuncudur?

 Basketbol sahasına baktığımızda gördüğümüz o parlak turuncu küre, sadece oyunun bir ekipmanı değildir. Parkenin üzerinde parlayan, oyunun etrafında döndüğü bir mikro güneştir. Bu küre neden başka bir renk değildir de turuncudur. Bu sorunun yanıtı, 1950'lerin getirdiği zorunluluktan başlayıp insan ruhunu derinliklerine uzanan bir yolculuktur.

Basketbol Topu Neden Turuncudur?

Turuncu Güneşin Rengi ve Anatomisi

Basketbolun ilk dönemlerinde toplar derinin doğal rengi olan kahverengiydi. Ancak bu renk, koyu zeminli parkelerde fark edilmeyi zorlaştırıyordu. Butler Üniversitesi koçu Tony Hinkle, topun hem oyuncular hem de seyirciler için seçilebilir olmadığını fark edince evrim gerçekleşmeye başladı.

Turuncu, hayatımıza giren siyah-beyaz televizyonda konsantrasyonu en fazla sağlayan renk olduğundan basketbol topunun rengi olarak seçildi ve basketbol oyununda bir devrim yaşanarak oyunun geleceğini etkiledi.

Biliyor muydunuz? Turuncu top ilk kez 1958 NCAA finallerinde kullanıldı. Bir çok insan rengi fazla radikal olarak bularak eleştirdi. Ancak o gün Louisville'de parkede parlayan o turuncu ışık, basketbolun yeni bir meşalesi oldu.

Basketbol Sahasındaki Güneş

Felsefi açıdan turuncu, spekturumdaki en sıcak ve aktif renklerden biridir. Basketbol topunu "Sahadaki Güneş" olarak tanımlamanın sebeplerinden biri, topun sahadaki merkezi rolüdür.
  • Sahadaki oyuncular turuncu kürenin etrafında dönen gezegenlerdir. Top nerede parlarsa, yaşam (oyun) orada akar.
  • Turuncu, zihni uyanık tutan ve dikkati tek bir noktaya toplayan bir ışıktır. Yani kaosun ortasındaki rehberdir; oyunun ritmi topun ritmiyle hayat bulur.

Kırmızı ile Sarının Dansı

Renk teorisinde turuncu, kırmızının (saf fiziksel güç ve hırs) ile sarının (taktiksel akıl ve bilgelik) karışımıdır. İşte basketbol oyuncuları için turuncu, basketbolun özünü temsil eder.

Basketbol ne bir kas gücü gösterisi, ne de satranç tahtasıdır. Basketbol fizikselleşmiş bir akıl yürütme sanatıdır. Turuncu renk kırmızı ve sarı rengin armonisidir.

Basketbol Topunun Anlamı

Basketbol topuna sahip olduğunuzda hissettiğiniz ağırlık, toplumsal bir sorumluluğun yansımasıdır. Top sizdeyken gözlerin üzerinizde olması, turuncunun o saklanamaz doğasından gelir.

Topa sahip olmak düzeni sağlama isteğidir. Topu pas veya şut ile serbest bırakmak, sorumluluğun sonucunu kabul etmek ve oyunu sonraki nesle devretmektir. Bu nedenle basketbol, hayatın evrimsel bütünlüğünün sürekliliğini simgeler.

Neden Turuncu?

Çünkü turuncu bir uyanış çağrısıdır. Basketbol topunun turuncu olması bir rastlantı değil, farkındalığın tercihidir. Kahverenginin durağan (toprak) enerjisinden, turuncunun dinamik (ateş) enerjisine geçiştir. İnsanlığın yerçekimine, statükoya ve karanlığa karşı verdiği mücadelenin sembolüdür.

Turuncu küre her sektiğinde, parkeyi güneş ışınlarıyla aydınlatır.
spacer

Seni Basketbol Takımına Aldım | Elif'in İlham Veren Öyküsü (12)

 Bölüm 12

Elif'in İlham Veren Öyküsü

Ulusal finaller için Denizli'ye hareket ederken yüreğimizde heyecan, kaygı ve bilmediğimiz bir şehirde kazanacağımız umudun karışımı vardı. Takım otobüsüyle şehre girerken, Denizli il sınırı tabelasını geçtiğimiz an sıradan bir şehire değil, kaderimizi belirleyecek bir yolculuğa adım attığımızı hissettik.


Seni Basketbol Takımına Aldım

Pansiyona yerleşmeden önce hep birlikte heyecanla yürümeye başladık. Yolumuzu kaybettiğimiz anlardan birinde Burcu'nun "Galiba eve yürümeye karar verdik" esprisiyle kahkahalara boğulduk. Şehir değil, ruhumuz yürüyordu adeta. Pansiyonun koridorlarından geçerken ayak seslerimiz Melek'in Son Sesi'nin melodisini fısıldıyordu. Şimdilik yalnızca biz duyuyorduk; ama kupayı kaldırdığımızda herkes duyacaktı.

Akşam bekir koç ve İbrahim öğretmen kura çekimine gitti. Biz takımca pansiyon kapısında onların dönmesini bekliyorduk. Bekir koç geldikten sonra grubumuzu açıkladı: "Dilmenspor, DSİ, Antep Yıldızlar Okulu ve biz D grubundayız. Görünen o ki, grup 3.lüğü başarı olur bizim için."

Bekir koçun bu sözleri takımın hoşuna gitmedi. Ama biz Bekir koçun bu tip sözlerine alışıktık. Odalarımıza çekildikten sonra Meryem ve Tuğba'nın kaldığı odada bir takım toplantısı yaptım. "Biz üçüncülüğü kabul etmiyoruz. Kupayı alıp döneceğiz." dedim. Takımın ruhu hemen ateşlendi. "Unutmayın, asıl maçlar yüreğimizde oynanacak."

Ertesi gün turnuvanın maçları oynanmaya başlandı. Antep Yıldızları Okuluyla yaptığımız ilk maçta çok basket kaçırdık. Ama 5 sayı farkla maçı kazandık. Ardından Dilmenspor'u 53-49 yendik. Son gün DSİ karşısında 65-51 kaybettik. Grubu ikinci sırada tamamladık. Bu başarı Bekir koç için sürprizdi. Ancak yine kendisini övdü. Oyun sistemiyle başarının mimarı olduğunu söyledi. 

Eleme turunda Ankara Basketbol Kolejiyle karşılaştık. Maç çok çekişmeli geçti. Ben hem asist yapıyor, hem top çalıyor hem de savunmamla çok etkiliydim. Takım bu maçta ruhunu bulmuştu. Oyunun son saniyelerinde çok kritik bir üçlükle 50-49 maçı kazandık. Bu galibiyet Melek'in Son Sesi tınısının turnuvada duyulmaya başlandığı an oldu.

Yarı finalde Aydın Kara İncir'i 61-41 gibi net bir skorla geçtik. Finalde turnuvanın en büyük favorisi DSİ ile yeniden karşı karşıya geldik. Onlar oyuna fırtına gibi başladı. Devreyi de 12 sayı önde kapattılar. Devrede soyunma odasında Çiğdem, Bekir koçun sözünü keserek ayağa kalktı: "Biz buraya neden geldik? Ay Işığı Sonat'ını çalacak mıyız, çalmayacak mıyız?" Çiğdem'in bu çıkışında sadece biz değil, Bekir koç da çok etkilendi. Bu havayla basketbol sahasına geri döndük.

İkinci yarıda rüzgarı arkamıza aldık. Takımımız savunmada büyük direnç göstererek hücumda parlamaya başladı. Meryem tüm ribauntları aldı. Çiğdem fastbreak'ten birkaç basket attı. Ben de isabetli dış şutlarımla rakibin savunmasını sarstım. 

Fark birer birer azalarak son saniyelerde 4 sayılık üstünlüğümüzle maç sonuna geçtik. DSİ topu çok iyi çevirerek bir üçlük atış buldu. Meryem seken bu topun ribaundunu alarak bana pas attı. Rakip topu kapmak için çırpınsa da topu çok iyi çevirip onlara faul yapma fırsatı vermedik. Son iki saniyede pas bana geldi. Topa sarıldım, yere yattım ve süre bitti.  Bu top benim için sadece bir top değildi. Melek öğretmenden aldığım pasın sembolüydü artık.

Kupayı kaldırdığımızda ter, gözyaşı ve yüreklerimiz bir aradaydı. Melek'in Son Sesi artık herkesin kulağındaydı. Bu zafer sadece bir şampiyonluk değil, inancın ve dayanışmanın bir öyküsüydü.

Okula döndüğümüzde Melek öğretmenden bir mesaj aldık. Şampiyon olmuş kupayı bize ithaf etmişti. Gözlerim doldu. "Pası aldım, artık sıra bende."

Bekir koçun adaletsizliği de karşılığını buldu. Onun yerine basketbol efsanesi Hüseyin Çoban ekolümüze nesillere aktırmak için takımın başına geçti. Melek öğretmenin başlattığı sistemi, Hüseyin Çoban ileriye taşıyacaktı. 

Sezon sonunda takım arkadaşlarımdan bazıları eğitim bursu kazandı, yeni teklifler ve umutlarla yeni bir yolculuk başladı hepimiz için tıpkı Melek öğretmen gibi. Ben ve Çiğdem, başka bir efsane koç Güngör Yıldırım tarafından profesyonel altyapı takımına alındık. 

Bir gece kapımdaki potaya Zeynep abla gibi şut attıktan sonra yastığımın altındaki günlüğümü çıkarıp şunları yazdım:

"Bugün bir şampiyonun günlüğüne yaraşır satırlar yazıyorum. Basketbol sahasındaki zafer bir pasla başlar. Melek öğretmenden aldığım pası başkasına atma zamanı geldi."

Belki bir gün ben de, kenarda duran bir çocuğun elinden tutar ve ona şöyle derim:

"Seni basketbol takımına aldım."


spacer