Topun Ritmi: Baran'ın Şehri Öğrenmesi
Baran bu şehre isteyerek gelmedi. Ailesi göçe zorlanmıştı. Bavullar aceleyle toplanmış, bildiği yollar arkasında kalmıştı. Büyük şehir onları kabul etmiş etmesine ama onu tanımamıştı.
Baran bu şehre isteyerek gelmedi. Ailesi göçe zorlanmıştı. Bavullar aceleyle toplanmış, bildiği yollar arkasında kalmıştı. Büyük şehir onları kabul etmiş etmesine ama onu tanımamıştı.
Merhaba değerli eğitim gönüllüleri ve sevgili basketbol severler;
Hazır mısınız? Çünkü blogta artık basketbolun rengi daha artacak! 🔥
Basketbol sahasına baktığımızda gördüğümüz o parlak turuncu küre, sadece oyunun bir ekipmanı değildir. Parkenin üzerinde parlayan, oyunun etrafında döndüğü bir mikro güneştir. Bu küre neden başka bir renk değildir de turuncudur. Bu sorunun yanıtı, 1950'lerin getirdiği zorunluluktan başlayıp insan ruhunu derinliklerine uzanan bir yolculuktur.
Ulusal finaller için Denizli'ye hareket ederken yüreğimizde heyecan, kaygı ve bilmediğimiz bir şehirde kazanacağımız umudun karışımı vardı. Takım otobüsüyle şehre girerken, Denizli il sınırı tabelasını geçtiğimiz an sıradan bir şehire değil, kaderimizi belirleyecek bir yolculuğa adım attığımızı hissettik.
Bazı günler vardır; yapılan etkinlikten çok, taşıdığı anlam hafızada yer eder. 15 Aralık 2026 Perşembe günü, Şişli’de beden eğitimi öğretmenleri olarak tam da böyle bir günde bir araya geldik.
Basketbol, sadece bir oyun değil, ayrıca benim için bir yaşam okuludur. Bir koç olarak, sporcularıma sadece basketbolu öğretmekle kalmıyorum, aynı zamanda yaşamın değerlerini de öğretmeye çalışıyorum. Geçmişten gelen bir oyuncumun hayata ve basketbola bıraktığı izlerle sizlerle bir kesit paylaşmak istiyorum.
Melek'in Son Sesi sahada duyulmazdı ama basketbol karakterimizde hissediliyordu. Her alkış alan pas, her yardım savunması, her top çalındığında onun sessiz melodisi yükseliyordu. Sanki sahada görünmez bir orkestra vardı da, bizler onun parmak uçlarıydık. Artık en gürültülü salonlarda bile birbirimizin gözlerine bakarak sessiz bir dilde anlaşabiliyorduk.
Basketbol, yalnızca bir spor değildir. Ayrıca insanın kendini tanıması için bir yolculuk olarak ele alınabilir. Tıpkı hayatta olduğu gibi, sahada da düşeriz, kalkarız, yeniden deneriz. Top kayıpları birer hata değil, birer öğrenme fırsatı olarak karşımıza çıkar. Her basketse, hayattaki mücadelemiz gibi bir çabadır.
İki keşiş yağmurda yürürken çamurlu bir kavşakta genç bir kadınla karşılaşırlar, Keşişlerden biri kadını kuru bir yere kadar taşır ve bırakır. Diğer keşiş yol boyunca düşünüp taşınır. Ve dayanamayarak sorar, "biz keşişlerin kadınlara dokunması yasaktır. Ancak sen yasağa uymayarak kadını taşıdın." Diğeri hemen yanıt verir. "Ben onu yolun karşısında bıraktım ama sen onu hala taşıyorsun" der.
Basketbol, hızla değişen bir tempoda oynanan bir zeka oyunudur. Skor tabelası tersine dönüp, duygular dalgalanabilir. İşte bu yüzden zihinsel berraklık, bir oyuncunun güçlü bir silahı olmaktadır.
Bir takımın görünmeyen enerjisini yaratan şey, teknik becerilerden çok oyuna duyulan aşktır. Basketbol aşkı oyuncular arasındaki bağı güçlendirir., saygıyı besler ve empatiyi güçlendirir.
Basketbol, sahada yalnızca topun değil, duyguların da el değiştirdiği bir oyundur. Oyun içerisindeki her aksiyon bir bağlılığın ifadesidir. Gerçek bir takım, bireysel becerilerin toplamı değil; birlikte kazanılacak zaferlerin umududur.
Bir oyunun değil, bir yaşam biçimi üzerine oluşturduğum dört bölümlük basketbol yazısı dizisi hazırladım. Basketbol üzerine yazdığım bu yazı dizisini geçen yaz boyunca okuduğum basketbol temalı kitaplardan esinlenerek hazırladım. Her hafta pazartesi günü yayınlanacak yazı dizimi keyif alarak okumanız ümidiyle...
10 Kasım, yalnızca bir anma değildir. Hatırlatma ve verilen bir sözü tekrar etmektir. Atatürk'ün mücadele azmini ve kararlılığını, basketbolun disiplininde, takım ruhunda, birlikte başarma duygusunda yeniden hissetmektir.
"Umutsuz durumlar yoktur, umutsuz insanlar vardır."
demesi gibi. İşte basketbol bu sözün sahada vücut bulmuş halidir.