Basketbolla Şiddeti Söndür

 Geçen hafta okullarda yaşanan şiddet olayları, herkese aynı soruları sordu. "Biz bu çocukları nerede kaybettik?" Siverek'te bir lise, Maraş'ta bir ortaokul...

İki gün arayla yaşanan bu olaylar; sorunun anlık değil, birikmiş olmasıydı. Aslında en tehlikelisi sorun görünüyor ancak yönetilemiyor oluşuydu. Basketbol koçu kimliğimle bu olaylara basketbol sahalarındaki davranışlarla baktığımda şunu görüyordum.

Öfke yok olmuyor, öfke yön değiştiriyor.

Eğer koç olarak öfkeye alan açmazsak işte o zaman sokakta en vahşi haliyle patlamaya hazır bekliyor. Ama doğru alan verirsen sahada boşalan rekabet oluyor. Bu basketbol sahasında her gün gözlemlediğim bir gerçektir.

Şiddete Karşı Basketbol

Şiddete Karşı Basketbol

Koç olarak antrenmana gelen çocukları tanırız. Bazıları sessiz, içe kapanık olabilir ya da tam tersi en ufak şeyde parlayan, iten, bağıran çocuklardır.

Basketbol sahasında okulda "problemli" diye etiketlenen çocuklar eline basketbol topu aldığında durum değişiyor. O çocuklar; koşar, yorulur, çarpışır, mücadele eder. Bunlardan da önemlisi sınırları öğrenir.

Faul yaptığında rakip çizgiye gider, itiraz ettiğinde teknik faul yer, sahada kontrolünü kaybettiğindeyse oyundan çıkarılır. Kısacası hayatın anlatmaya çalıştığı şeyi basketbol öğretir.

Okulda Çözülemeyen Şeyler Sahada Çözülür mü?

Günümüzde okullar akademik yükü taşımakla çok meşguller. Oysa çocuklarda öfke, yalnızlık ve anlaşılamama yükleri de fazlasıyla var. Çocuklar bu yüklerini boşaltamazlarsa taşınamayacak kadar birikir ve yanlış yerde boşalabilir.

Bu sorumluluğu basketbol tam olarak burada bir şartla devralabilir:

Basketbol yalnızca bir aktivite değil, bir müdahale aracı olarak kullanıldığında anlam bulur. Tabi basketbolu yanlış kullandığımızda rekabetin kavgaya, egonun çatışmaya, kazanmak için her şey mubahtır anlayışı gelişir.

Bu yüzden mesele basketbol değil, nasıl basketbol oynattığımızla yakından ilgilidir.

Peki Nasıl Basketbol?

Bir koç olarak ben şöyle basketbola şöyle yaklaşıyorum:

Çoğu sistem sorunlu olarak adlandırılan çocuğu dışarı iter. Oysa o çocuk sahada kaldığı sürece sorun azalır.

Oyunu kurallarla öğretirim. Faul yaparsan çizgiye gidilir. Kontrolü kaybedersen dışarı çıkarsın, takıma karşı sorumlusun. Bunlar nettir.

Bir çocuk takımın bir bireyi olduğunda sorumluluk hisseder, arkadaşına zarar vermemeyi öğrenir, aidiyet duygusu gelişir. Şiddetin çoğu zaman panzehiri budur: Ait hissetmek.

Koç sadece taktik geliştirmez; öfkeyi okur, krizi yönetir ve bazen sadece dinler. Çünkü bazı çocuklar hayatlarında ilk defa onları bir koçun dinlediğini görür.

Basketbol Şiddeti Söndürür mü?

Romantik düşünmediğimiz sürece bu soruya evet denilebilir. Elbette birkaç maç yapıp "spor yaptık" demekle basketbol tek başına yeterli olmaz. Çünkü basketbol bir sistem içerisinde; düzenli antrenman, bilinçli koçlar, okulla bağlantılı olarak destek çalışmalarıyla basketbol şiddeti söndürebilir.

Urfa ve Maraş'ta yaşananlar bize şunu gösterdi: 

Bu çocuklar bir günde o noktaya gelmedi. Biz sadece son anı gördük. Belki o çocuklardan biri basketbol sahasında, bir takımın içinde ve bir koçun yanında olsaydı hikaye başka yazılabilirdi.

Bazen bir pota çok fazla şey öğretebilir.

Yüreğim acılar içinde bu yaşananlar bir daha gerçekleşmemesini istiyor. Başımız sağ olsun.


Paylaş:
spacer

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

"Fikirleriniz benim için çok değerli. Lütfen soru sormaktan veya görüşlerinizi paylaşmaktan çekinmeyin!"
Yorumlarınız ve katkılarınız için teşekkürler.