Topun Ritmi: Baran'ın Şehri Öğrenmesi
Baran bu şehre isteyerek gelmedi. Ailesi göçe zorlanmıştı. Bavullar aceleyle toplanmış, bildiği yollar arkasında kalmıştı. Büyük şehir onları kabul etmiş etmesine ama onu tanımamıştı.
Baran da benzer bir durumdaydı. Kabul edilmiş ama tanınmadığını hissetmişti. Mahallesindeki beton sahayı ilk gördüğünde potaya yöneldi. İlk fark ettiği şey; çizgilerin silik, filenin yırtık ama potanın sapasağlam ve bir de basketbol topunun olduğuydu.
Basketbol onu oyuna davet ediyordu. Bir top, bir çember, gerisi insan. Bu kadarı yetmişti. Kimse Baran'a nereden geldiğini sormadan ona topu attılar: "Oyna" dediler.
Sahada farklı aksanlarda konuşan insanlar vardı. Türkçe, Kürtçe, Arapça kelimeler birbirine karışıyordu. Hatta bir pozisyonda top dışarı çıkınca oyundaki biri gülerek,
"Hevalno topê bide!" (Arkadaşım topu ver). Baran bir an duraksadıktan sonra pasını verdi.
Baran o anda şunu fark etti: Sahadaki oyun karakteri ve kimliği önce pas atmayla başlar.
Karakter Sahada Görünür
Baran oyun kurucu olmuştu. Ama oyuna yön veremiyordu. Topu elinde fazla tutuyor, erken drive ediyor, zor pasları atmayı deniyordu. Basketbolu sabırsız oynuyordu. Çünkü hayatı da sabırsız ilerlemişti.
Göç deneyimi onun zaman algısını da değiştirmişti. Zorunlu bir uyum sürecinin stresini yaşıyordu. Baran gibi bu durumda olanlar ya içine kapanır ya da aşırı kontrol arar. Baran da sahada kontrol arıyordu.
Eski profesyonel bir oyuncu ona şöyle dedi:
"Topu ne kadar elinde tutarsan, o kadar yalnız kalırsın."
Bu söz, Baran için bir basketbol vecizesi oldu.
Evet, basketbolun doğasında davetkarlık vardır. Ancak o davet, topu paylaştığın sürece devam eder.
Tempo ve Aidiyet
Baran'ın dönüşümü dramatik değildi. Teknikti. Pick&Roll'de sabretmeyi öğrendi. Savunmaya karşı orta mesafe şut atmayı öğrendi. Köşe şütörü fark etmeyi öğrendi. En önemlisi zamanında pas atmayı öğrendi.
Oyun kurucu olmak sadece asist yapmak değildir. Aynı zamanda ritim ayarlamaktır. Mahallesindeki basketbol sahasında benzer bir ritim oluşuyordu. Kadınlar kendi maçlarını yapıyor, çocuklar birlikte oynuyordu. Farklı renkler, farklı hikayeler aynı potada buluşuyordu.
Basketbol bu sahada sosyal bir görev almıştı. Minimum ekipmanla maksimum verim alınıyordu. Kamusal üretiminin en sade hali oluşmuştu.
Bir gün oynanan tek pota maçlarını kenarda izleyenlerden biri:
"Bi hev re baştir in." (Birlikte daha iyisiniz). Dediğini duyan Baran; birlikte hareket etmenin ne kadar önemli olduğunu anladı.
Oyun Sonu
Çizgileri silik, beton basketbol sahasında oynanan bir maçta son 30 saniyede skor eşitken Baran topu getirdi.
Eskiden olsa Baran "iso" oynardı. Ama bu kez oyun kurdu. "Horns" düzenini ayarlayarak aldığı pick ile birlikte köşeye skip pas attı.
Köşeden atılan şut sayı oldu.
Baran'ın asıl değişimi hücum düzeninde yaşanmadı. Savunmada yaşandı. Baran geriye koşarken arkadaşlarını organize ederek yönlendirdi. Baran artık topa sahip olarak değil, onlara alan açarak liderlik yapıyordu.
Basketbolun Sessiz Gücü
Basketbol insana mükemmel bir aktivite sunuyor çünkü basittir. Basit olduğu için kapsayıcıdır. Kapsayıcı olduğu için birleştiricidir.
Sahada erkek ya da kadın belirleyici değildir. Renk belirleyici değildir. Aksan belirleyici değildir. Belirleyici olan; doğru yerde misin, doğru zamanda paslaşıyor musun?
Baran şunu öğrendi:
Göç insanı yerinden eder. Basketbol insanı yeniden konumlandırır.
Şehir hala karmaşık. Hayat hala zor. Ama artık Baran topu sektirirken acele etmiyor. Çünkü biliyor:
Bir şehri bir arada tutan şey, bir pota ve paylaşılan bir toptur.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
"Fikirleriniz benim için çok değerli. Lütfen soru sormaktan veya görüşlerinizi paylaşmaktan çekinmeyin!"
Yorumlarınız ve katkılarınız için teşekkürler.