BASKETBOL YILDIZI 1
Bölüm 1: Yeni Başlangıç
Sabah
Emir o sabah her zamanki gibi erken kalktı. Gözlerini açar açmaz aklına ilk gelen şey basketbol oldu. Bugün özel bir gündü - belki de hayatının en önemli günlerinden biriydi.
Yataktan fırladı ve pencereden dışarı baktı. Güneş henüz tam doğmamıştı ama gökyüzü pembeleşmeye başlamıştı. Sokaklar sessizdi. Karşı apartmanın bahçesindeki ağaçların yaprakları hafif bir rüzgarla sallanıyordu.
"Bugün o gün," diye mırıldandı kendi kendine. "Bugün basketbol takımı seçmeleri var."
Ellerinin titrediğini fark etti. Heyecandan mı, korkudan mı, yoksa her ikisinden de mi emin değildi. Aylar boyunca bu gün için hazırlanmıştı. Her gün okuldan sonra mahalle potasında top sürmüş, şut atmış, koşmuştu. Hafta sonları bile dinlenmemiş, sürekli pratik yapmıştı.
Annesinin sesini duydu mutfaktan: "Emir! Kahvaltı hazır, aşağı gel!"
"Geliyorum anne!" diye seslendi.
Banyoya gitti ve yüzünü yıkadı. Aynada kendine baktı. On bir yaşındaydı, altıncı sınıfa gidiyordu. Orta boylu, zayıf bir çocuktu. Saçları kısa ve siyahtı, gözleri kahverengiydi. Aynadaki yansımasına bakarken sordu: "Acaba yeterince iyi olabilir miyim?"
Kahvaltı
Mutfağa indiğinde annesi masada oturmuş, çay içiyordu. Babası ise gazetesini okuyordu.
"Günaydın canım," dedi annesi gülümseyerek. "Bugün büyük gün, değil mi?"
Emir başını salladı ve masaya oturdu. Önünde peynir, zeytin, domates, salatalık, yumurta ve taze ekmek vardı. Normalde çok severdi kahvaltıyı ama bugün midesi bulanıyordu. Heyecandan yemek yiyemiyordu.
"Oğlum, mutlaka yemelisin," dedi babası gazetesini indirerek. "Seçmelerde enerji gerekecek. Aç karnına spor olmaz."
"Biliyorum baba ama... çok heyecanlıyım. Ya seçilemezsem?"
Babası gazetesini tamamen kapattı ve Emir'e baktı. Gözleri sıcak ve anlayışlıydı. "Emir, bak bana. Seçilsen de seçilmesen de seninle gurur duyuyoruz. Önemli olan denemek. Kaç tane arkadaşın bu kadar azimle çalıştı? Kaç tanesi her gün antrenman yaptı?"
"Bilmiyorum..."
"Ben söyleyeyim: Çok az. Sen zaten bir kazanansın çünkü çalıştın, çabaladın. Bugünkü sonuç ne olursa olsun, bu çaban hep seninle kalacak."
Annesi elini uzatıp Emir'in omzuna dokundu. "Babanın dediği gibi. Biz hep yanındayız. Bir parça ekmek ye şimdi, biraz peynir, biraz zeytin. Tamam mı?"
Emir gülümsedi. Ailesi her zaman onu desteklemişti. Bu düşünce onu rahatlattı. Birkaç lokma yedi. Midesi hala bulanıyordu ama en azından bir şeyler yemişti.
Okula Gidiş
Okul çantasını sırtladı ve evden çıktı. Spor çantasını da unutmadı - içinde basketbol ayakkabıları, şortu ve tişörtü vardı. Bu kıyafetleri özel olarak seçmeler için hazırlamıştı.
Sokakta yürürken güneş tamamen doğmuştu. Hava güzeldi, hafif serindi. Emir derin derin nefes aldı. "Sakin ol," dedi kendi kendine. "Her şey yolunda gidecek."
Okulun önüne geldiğinde saat henüz sekizi çeyrek geçiyordu. Seçmeler saat on birde başlayacaktı ama Emir erken gelmişti. Okul bahçesine girdi ve basketbol potasına doğru yürüdü.
Bahçede
Okulun basketbol potası bahçenin bir köşesindeydi. Beton zemin biraz eskiydi, çizgiler solmuştu ama Emir için bu pota çok önemliydi. Burası onun hayallerini kurduğu yerdi.
Potanın önünde durup yukarı baktı. Portakal rengindeki çember güneş ışığında parlıyordu. Emir gözlerini kapattı ve hayal kurdu: Maç sırasında, son saniyeler, topu alıyor, şut atıyor ve... sayı!
"Hayallere dalmışsın yine!"
Emir irkildi ve arkasına döndü. Zeynep oradaydı. Zeynep, Emir'in üçüncü sınıftan beri en yakın arkadaşıydı. İkisi de basketbolu çok severdi. Zeynep uzun saçlı, enerjik bir kızdı. Her zaman gülümserdi ve pozitif düşünürdü.
"Zeynep! Beni korkuttun!" dedi Emir.
Zeynep güldü. "Özür dilerim. Ama sen öyle dalmışsın ki dünyadan habersin yok. Bugün büyük gün, hazır mısın?"
Emir omuzlarını silkti. "Bilmiyorum. Hazır mıyım acaba? Ya yeterince iyi değilsem?"
Zeynep yanına geldi ve Emir'in omzuna hafifçe vurdu. "Emir, seni şimdiye kadar kaç kere gördüm bu potada top sürerken? Yüzlerce kere! Her gün çalıştın. Tabii ki hazırsın!"
"Ama rakiplerim de çok iyi olabilir. Belki onlar daha yetenekli..."
"Belki," dedi Zeynep başını sallayarak. "Ama kimse senin kadar çok çalışmadı. Bu çok önemli. Antrenörler sadece yeteneğe bakmaz, azme de bakar."
Emir derin bir nefes aldı. Zeynep'in sözleri onu rahatlattı. "Sen de seçmelere katılıyor musun?"
"Tabii ki! Sence ben bu fırsatı kaçırır mıyım? Beraber takıma gireceğiz, göreceksin."
İkisi birlikte okul binasına doğru yürümeye başladılar. Emir kendini biraz daha iyi hissediyordu. İyi ki Zeynep gibi bir arkadaşı vardı.
Dersler
O gün okulda hiçbir derse konsantre olamadı Emir. Matematik dersinde öğretmen kesirlerden bahsediyordu ama Emir'in kafası seçmelerdeydi. Fen bilgisi dersinde hücrelerden bahsediliyordu ama Emir basketbol taktikleri düşünüyordu.
Yanında oturan Can fark etti durumu. Can, Emir'in en yakın erkek arkadaşıydı. Sakin, akıllı bir çocuktu. Gözlük takardı ve genelde kitap okurdu ama sporları da severdi.
"Emir, tamam mı?" diye fısıldadı Can. "Çok dalgınsın."
"Bugün seçmeler var ya," dedi Emir.
"Aa doğru! Unutmuşum. Çok heyecanlısın galiba?"
"Çok."
Can omzuna hafifçe vurdu. "Sen yaparsın. Hep antrenman yapıyorsun zaten."
Teneffüste sınıfın bahçe tarafında toplandılar. Zeynep, Emir, Can ve birkaç arkadaşları daha. Aralarında Burak da vardı. Burak şişman, neşeli bir çocuktu. Basketbol oynamayı çok severdi ama geçen sene seçmelere katılmış, seçilememişti.
"Antrenör Mehmet Bey çok sıkı biri," dedi Burak. "Her şeye dikkat ediyor. Sadece basketbol becerine değil, tutumuna, takım ruhuna da bakıyor."
"Ne demek istiyorsun?" diye sordu Emir.
"Şey, mesela geçen sene Barış vardı. Çok iyi top sürüyordu ama sürekli bağırıyor, kavga ediyordu. Antrenör almadı onu. Dedi ki, 'Basketbol takım oyunudur. Bireysel yetenek yetmez, birlikte hareket etmeyi bilmek lazım.'"
Yanlarında duran Ayşe araya girdi. Ayşe sınıfın en uzun kızıydı ve voleybol takımındaydı. "Bence Emir seçilir. Çok disiplinli çalışıyor."
"Teşekkürler Ayşe," dedi Emir utanarak.
"Ben de gidiyorum seçmelere," dedi bir başka ses. Arda'ydı bu. Arda sınıfın en popüler çocuklarından biriydi. Yakışıklı, atletik ve çok kendinden emindi. "Bu sene kesin takıma gireceğim."
"Geçen sene neden katılmadın?" diye sordu Can.
"Ailece tatildeydik. Ama bu sene hazırım. Babam bana özel antrenör tuttu, üç ay hazırlandım."
Emir içi burkuldu. Özel antrenör mi? O sadece mahalle potasında tek başına çalışmıştı. Arda'nın çok daha avantajlı olduğunu düşündü.
Zeynep Emir'in moralinin bozulduğunu fark etti. "Özel antrenör her şey değil," dedi. "Azim ve tutku daha önemli."
Emir bu bilgiyi kafasına kazıdı. Sadece iyi oynamak değil, iyi bir takım arkadaşı olmak da önemliymiş.
Seçmeler Öncesi
Nihayet saat on oldu. Son ders bitmişti. Emir ve Zeynep, seçmelere katılacak diğer öğrencilerle birlikte soyunma odalarına gittiler.
Erkekler soyunma odasında on dört erkek öğrenci vardı. Emir hepsini tanıyordu. Bazıları çok iyi basketbol oyuncularıydı.
Ahmet köşede oturuyordu. Ahmet sessiz, utangaç bir çocuktu ama çok hızlı koşardı. Okul koşu yarışmalarında her zaman birinci gelirdi. Uzun bacakları ve ince yapısı vardı.
Deniz ise tam tersineydi - uzun boylu, geniş omuzlu ve çok konuşkan. Sürekli espri yapardı. "Arkadaşlar, bugün hepimiz şampiyon olacağız!" diye bağırdı gülümseyerek.
Köşede duran Kerem sessizce kıyafetlerini değiştiriyordu. Kerem yeni transfer bir öğrenciydi, bu dönem başında İstanbul'dan gelmişti. Henüz çok arkadaşı yoktu. Kısa saçlı, ciddi yüzlü bir çocuktu.
"Kerem, sen de mi katılıyorsun?" diye sordu Emir.
Kerem başını kaldırdı. "Evet. İstanbul'da takımdaydım. Buraya gelince devam etmek istedim."
"Vay be, o zaman çok tecrübelisin," dedi Deniz. "Bize de taktik öğretirsin artık."
Kerem hafif gülümsedi. "Umarım."
Arda içeri girdiğinde herkesin dikkati ona çekildi. Yepyeni, parlak basketbol ayakkabıları vardı - marka, pahalı görünüyorlardı. Şortu ve tişörtü de profesyonel takım giysilerine benziyordu.
"Vay be Arda, havalı ayakkabılar!" dedi Burak.
"Babam aldı. En son model," dedi Arda gururla. "Ünlü basketbolcular giyiyor bunları."
Emir kendi ayakkabılarına baktı. Yeniydi ama Arda'nınki kadar gösterişli değildi. Yine de iyi ayakkabılardı, rahattı.
Berat kapıdan içeri girdi. Berat, Emir'in eski arkadaşıydı ama aralarında biraz soğukluk vardı. Geçen sene bir tartışma olmuş, konuşmamaya başlamışlardı. Berat kısa boylu ama çok güçlü bir çocuktu. Kuvvetliydi, ama bazen çok sert ve kaba olurdu.
"Emir, sen de mi buradasın?" dedi Berat soğuk bir sesle.
"Evet," dedi Emir kısaca.
Berat başını salladı ve başka bir köşeye gitti.
Yanlarında Mert de vardı. Mert komik, esprili bir çocuktu. Sürekli güldürürdü herkesi. "Arkadaşlar, ben seçilirsem ilk maçta smaç yapacağım!" dedi.
"Sen boy atmadın mı daha?" diye sordu Deniz gülerek. Mert gerçekten kısa boyluydu.
"Önemli değil! Ben atlayabilirim!" Mert sıçrama hareketi yaptı ve herkes güldü.
Soyunma odasındaki gerginlik biraz azaldı. Emir spor kıyafetlerini giydi. Siyah şort, beyaz tişört ve basketbol ayakkabıları. Ayakkabıları yepyeniydi, özel olarak bugün için almıştı. Babası onu spor mağazasına götürmüş, birlikte en uygun ayakkabıyı seçmişlerdi.
Ayakkabılarını bağlarken elleri titriyordu. "Sakin ol," diye tekrarladı kendi kendine. "Sen yapabilirsin."
Arkadaşlarına baktı. Herkes heyecanlıydı. Bazıları geriniyor, bazıları koşu hareketi yapıyor, bazıları derin derin nefes alıyordu.
"Gençler, hazır mısınız?" dedi koridordan bir ses. Beden eğitimi öğretmeni Can Hoca kapıdan içeri baktı. "Beş dakika sonra spor salonunda olun. Geç kalanlar seçmelere katılamaz."
Emir son bir kez ayakkabı bağlarını kontrol etti. "Tamam," dedi. "Zamanı geldi."
Koridorda
Soyunma odasından çıkıp spor salonuna doğru yürürken bacakları titriyordu. Önlerinde kız öğrenciler de yürüyordu. Zeynep'i gördü, ona el salladı. Zeynep gülümseyip başparmağını kaldırdı - "Başarılar!" demek istiyordu.
Koridorlar sessizdi. Öğrenciler derslerdeydiler. Sadece seçmelere katılacaklar koridordalardı. Emir spor salonunun kapısına yaklaştıkça yüreği daha da hızlı çarpmaya başladı.
"Hadi Emir, cesaretini topla," dedi Deniz yanından geçerken. Deniz çok kendinden emin görünüyordu. "Bugün kolay. Sen sadece elinden geleni yap."
Emir başını salladı. Deniz haklıydı. Yapmam gereken bu, diye düşündü. Sadece elimden gelenin en iyisini yapmalıyım.
Spor Salonu Önünde
Spor salonunun kapısının önünde durdular. İçeriden sesler geliyordu - top sesleri, ayak sesleri, düdük sesi. Antrenörler içerde hazırlık yapıyordu.
Can Hoca kapıyı açtı. "İçeri gelin, gençler."
Emir derin bir nefes aldı. Bu andı. Hayalini kurduğu an. Aylarca çalıştığı an.
"Hadi," diye fısıldadı kendi kendine. "Göster kendini."
Ve içeri girdi.





