Basketbol Yıldızı | 1. Bölüm

BASKETBOL YILDIZI 1




Bölüm 1: Yeni Başlangıç

Sabah

Emir o sabah her zamanki gibi erken kalktı. Gözlerini açar açmaz aklına ilk gelen şey basketbol oldu. Bugün özel bir gündü - belki de hayatının en önemli günlerinden biriydi.

Yataktan fırladı ve pencereden dışarı baktı. Güneş henüz tam doğmamıştı ama gökyüzü pembeleşmeye başlamıştı. Sokaklar sessizdi. Karşı apartmanın bahçesindeki ağaçların yaprakları hafif bir rüzgarla sallanıyordu.

"Bugün o gün," diye mırıldandı kendi kendine. "Bugün basketbol takımı seçmeleri var."

Ellerinin titrediğini fark etti. Heyecandan mı, korkudan mı, yoksa her ikisinden de mi emin değildi. Aylar boyunca bu gün için hazırlanmıştı. Her gün okuldan sonra mahalle potasında top sürmüş, şut atmış, koşmuştu. Hafta sonları bile dinlenmemiş, sürekli pratik yapmıştı.

Annesinin sesini duydu mutfaktan: "Emir! Kahvaltı hazır, aşağı gel!"

"Geliyorum anne!" diye seslendi.

Banyoya gitti ve yüzünü yıkadı. Aynada kendine baktı. On bir yaşındaydı, altıncı sınıfa gidiyordu. Orta boylu, zayıf bir çocuktu. Saçları kısa ve siyahtı, gözleri kahverengiydi. Aynadaki yansımasına bakarken sordu: "Acaba yeterince iyi olabilir miyim?"

Kahvaltı

Mutfağa indiğinde annesi masada oturmuş, çay içiyordu. Babası ise gazetesini okuyordu.

"Günaydın canım," dedi annesi gülümseyerek. "Bugün büyük gün, değil mi?"

Emir başını salladı ve masaya oturdu. Önünde peynir, zeytin, domates, salatalık, yumurta ve taze ekmek vardı. Normalde çok severdi kahvaltıyı ama bugün midesi bulanıyordu. Heyecandan yemek yiyemiyordu.

"Oğlum, mutlaka yemelisin," dedi babası gazetesini indirerek. "Seçmelerde enerji gerekecek. Aç karnına spor olmaz."

"Biliyorum baba ama... çok heyecanlıyım. Ya seçilemezsem?"

Babası gazetesini tamamen kapattı ve Emir'e baktı. Gözleri sıcak ve anlayışlıydı. "Emir, bak bana. Seçilsen de seçilmesen de seninle gurur duyuyoruz. Önemli olan denemek. Kaç tane arkadaşın bu kadar azimle çalıştı? Kaç tanesi her gün antrenman yaptı?"

"Bilmiyorum..."

"Ben söyleyeyim: Çok az. Sen zaten bir kazanansın çünkü çalıştın, çabaladın. Bugünkü sonuç ne olursa olsun, bu çaban hep seninle kalacak."

Annesi elini uzatıp Emir'in omzuna dokundu. "Babanın dediği gibi. Biz hep yanındayız. Bir parça ekmek ye şimdi, biraz peynir, biraz zeytin. Tamam mı?"

Emir gülümsedi. Ailesi her zaman onu desteklemişti. Bu düşünce onu rahatlattı. Birkaç lokma yedi. Midesi hala bulanıyordu ama en azından bir şeyler yemişti.

Okula Gidiş

Okul çantasını sırtladı ve evden çıktı. Spor çantasını da unutmadı - içinde basketbol ayakkabıları, şortu ve tişörtü vardı. Bu kıyafetleri özel olarak seçmeler için hazırlamıştı.

Sokakta yürürken güneş tamamen doğmuştu. Hava güzeldi, hafif serindi. Emir derin derin nefes aldı. "Sakin ol," dedi kendi kendine. "Her şey yolunda gidecek."

Okulun önüne geldiğinde saat henüz sekizi çeyrek geçiyordu. Seçmeler saat on birde başlayacaktı ama Emir erken gelmişti. Okul bahçesine girdi ve basketbol potasına doğru yürüdü.

Bahçede

Okulun basketbol potası bahçenin bir köşesindeydi. Beton zemin biraz eskiydi, çizgiler solmuştu ama Emir için bu pota çok önemliydi. Burası onun hayallerini kurduğu yerdi.

Potanın önünde durup yukarı baktı. Portakal rengindeki çember güneş ışığında parlıyordu. Emir gözlerini kapattı ve hayal kurdu: Maç sırasında, son saniyeler, topu alıyor, şut atıyor ve... sayı!

"Hayallere dalmışsın yine!"

Emir irkildi ve arkasına döndü. Zeynep oradaydı. Zeynep, Emir'in üçüncü sınıftan beri en yakın arkadaşıydı. İkisi de basketbolu çok severdi. Zeynep uzun saçlı, enerjik bir kızdı. Her zaman gülümserdi ve pozitif düşünürdü.

"Zeynep! Beni korkuttun!" dedi Emir.

Zeynep güldü. "Özür dilerim. Ama sen öyle dalmışsın ki dünyadan habersin yok. Bugün büyük gün, hazır mısın?"

Emir omuzlarını silkti. "Bilmiyorum. Hazır mıyım acaba? Ya yeterince iyi değilsem?"

Zeynep yanına geldi ve Emir'in omzuna hafifçe vurdu. "Emir, seni şimdiye kadar kaç kere gördüm bu potada top sürerken? Yüzlerce kere! Her gün çalıştın. Tabii ki hazırsın!"

"Ama rakiplerim de çok iyi olabilir. Belki onlar daha yetenekli..."

"Belki," dedi Zeynep başını sallayarak. "Ama kimse senin kadar çok çalışmadı. Bu çok önemli. Antrenörler sadece yeteneğe bakmaz, azme de bakar."

Emir derin bir nefes aldı. Zeynep'in sözleri onu rahatlattı. "Sen de seçmelere katılıyor musun?"

"Tabii ki! Sence ben bu fırsatı kaçırır mıyım? Beraber takıma gireceğiz, göreceksin."

İkisi birlikte okul binasına doğru yürümeye başladılar. Emir kendini biraz daha iyi hissediyordu. İyi ki Zeynep gibi bir arkadaşı vardı.

Dersler

O gün okulda hiçbir derse konsantre olamadı Emir. Matematik dersinde öğretmen kesirlerden bahsediyordu ama Emir'in kafası seçmelerdeydi. Fen bilgisi dersinde hücrelerden bahsediliyordu ama Emir basketbol taktikleri düşünüyordu.

Yanında oturan Can fark etti durumu. Can, Emir'in en yakın erkek arkadaşıydı. Sakin, akıllı bir çocuktu. Gözlük takardı ve genelde kitap okurdu ama sporları da severdi.

"Emir, tamam mı?" diye fısıldadı Can. "Çok dalgınsın."

"Bugün seçmeler var ya," dedi Emir.

"Aa doğru! Unutmuşum. Çok heyecanlısın galiba?"

"Çok."

Can omzuna hafifçe vurdu. "Sen yaparsın. Hep antrenman yapıyorsun zaten."

Teneffüste sınıfın bahçe tarafında toplandılar. Zeynep, Emir, Can ve birkaç arkadaşları daha. Aralarında Burak da vardı. Burak şişman, neşeli bir çocuktu. Basketbol oynamayı çok severdi ama geçen sene seçmelere katılmış, seçilememişti.

"Antrenör Mehmet Bey çok sıkı biri," dedi Burak. "Her şeye dikkat ediyor. Sadece basketbol becerine değil, tutumuna, takım ruhuna da bakıyor."

"Ne demek istiyorsun?" diye sordu Emir.

"Şey, mesela geçen sene Barış vardı. Çok iyi top sürüyordu ama sürekli bağırıyor, kavga ediyordu. Antrenör almadı onu. Dedi ki, 'Basketbol takım oyunudur. Bireysel yetenek yetmez, birlikte hareket etmeyi bilmek lazım.'"

Yanlarında duran Ayşe araya girdi. Ayşe sınıfın en uzun kızıydı ve voleybol takımındaydı. "Bence Emir seçilir. Çok disiplinli çalışıyor."

"Teşekkürler Ayşe," dedi Emir utanarak.

"Ben de gidiyorum seçmelere," dedi bir başka ses. Arda'ydı bu. Arda sınıfın en popüler çocuklarından biriydi. Yakışıklı, atletik ve çok kendinden emindi. "Bu sene kesin takıma gireceğim."

"Geçen sene neden katılmadın?" diye sordu Can.

"Ailece tatildeydik. Ama bu sene hazırım. Babam bana özel antrenör tuttu, üç ay hazırlandım."

Emir içi burkuldu. Özel antrenör mi? O sadece mahalle potasında tek başına çalışmıştı. Arda'nın çok daha avantajlı olduğunu düşündü.

Zeynep Emir'in moralinin bozulduğunu fark etti. "Özel antrenör her şey değil," dedi. "Azim ve tutku daha önemli."

Emir bu bilgiyi kafasına kazıdı. Sadece iyi oynamak değil, iyi bir takım arkadaşı olmak da önemliymiş.

Seçmeler Öncesi

Nihayet saat on oldu. Son ders bitmişti. Emir ve Zeynep, seçmelere katılacak diğer öğrencilerle birlikte soyunma odalarına gittiler.

Erkekler soyunma odasında on dört erkek öğrenci vardı. Emir hepsini tanıyordu. Bazıları çok iyi basketbol oyuncularıydı.

Ahmet köşede oturuyordu. Ahmet sessiz, utangaç bir çocuktu ama çok hızlı koşardı. Okul koşu yarışmalarında her zaman birinci gelirdi. Uzun bacakları ve ince yapısı vardı.

Deniz ise tam tersineydi - uzun boylu, geniş omuzlu ve çok konuşkan. Sürekli espri yapardı. "Arkadaşlar, bugün hepimiz şampiyon olacağız!" diye bağırdı gülümseyerek.

Köşede duran Kerem sessizce kıyafetlerini değiştiriyordu. Kerem yeni transfer bir öğrenciydi, bu dönem başında İstanbul'dan gelmişti. Henüz çok arkadaşı yoktu. Kısa saçlı, ciddi yüzlü bir çocuktu.

"Kerem, sen de mi katılıyorsun?" diye sordu Emir.





Kerem başını kaldırdı. "Evet. İstanbul'da takımdaydım. Buraya gelince devam etmek istedim."

"Vay be, o zaman çok tecrübelisin," dedi Deniz. "Bize de taktik öğretirsin artık."

Kerem hafif gülümsedi. "Umarım."

Arda içeri girdiğinde herkesin dikkati ona çekildi. Yepyeni, parlak basketbol ayakkabıları vardı - marka, pahalı görünüyorlardı. Şortu ve tişörtü de profesyonel takım giysilerine benziyordu.

"Vay be Arda, havalı ayakkabılar!" dedi Burak.

"Babam aldı. En son model," dedi Arda gururla. "Ünlü basketbolcular giyiyor bunları."

Emir kendi ayakkabılarına baktı. Yeniydi ama Arda'nınki kadar gösterişli değildi. Yine de iyi ayakkabılardı, rahattı.

Berat kapıdan içeri girdi. Berat, Emir'in eski arkadaşıydı ama aralarında biraz soğukluk vardı. Geçen sene bir tartışma olmuş, konuşmamaya başlamışlardı. Berat kısa boylu ama çok güçlü bir çocuktu. Kuvvetliydi, ama bazen çok sert ve kaba olurdu.

"Emir, sen de mi buradasın?" dedi Berat soğuk bir sesle.

"Evet," dedi Emir kısaca.

Berat başını salladı ve başka bir köşeye gitti.

Yanlarında Mert de vardı. Mert komik, esprili bir çocuktu. Sürekli güldürürdü herkesi. "Arkadaşlar, ben seçilirsem ilk maçta smaç yapacağım!" dedi.

"Sen boy atmadın mı daha?" diye sordu Deniz gülerek. Mert gerçekten kısa boyluydu.

"Önemli değil! Ben atlayabilirim!" Mert sıçrama hareketi yaptı ve herkes güldü.

Soyunma odasındaki gerginlik biraz azaldı. Emir spor kıyafetlerini giydi. Siyah şort, beyaz tişört ve basketbol ayakkabıları. Ayakkabıları yepyeniydi, özel olarak bugün için almıştı. Babası onu spor mağazasına götürmüş, birlikte en uygun ayakkabıyı seçmişlerdi.

Ayakkabılarını bağlarken elleri titriyordu. "Sakin ol," diye tekrarladı kendi kendine. "Sen yapabilirsin."

Arkadaşlarına baktı. Herkes heyecanlıydı. Bazıları geriniyor, bazıları koşu hareketi yapıyor, bazıları derin derin nefes alıyordu.

"Gençler, hazır mısınız?" dedi koridordan bir ses. Beden eğitimi öğretmeni Can Hoca kapıdan içeri baktı. "Beş dakika sonra spor salonunda olun. Geç kalanlar seçmelere katılamaz."

Emir son bir kez ayakkabı bağlarını kontrol etti. "Tamam," dedi. "Zamanı geldi."

Koridorda

Soyunma odasından çıkıp spor salonuna doğru yürürken bacakları titriyordu. Önlerinde kız öğrenciler de yürüyordu. Zeynep'i gördü, ona el salladı. Zeynep gülümseyip başparmağını kaldırdı - "Başarılar!" demek istiyordu.

Koridorlar sessizdi. Öğrenciler derslerdeydiler. Sadece seçmelere katılacaklar koridordalardı. Emir spor salonunun kapısına yaklaştıkça yüreği daha da hızlı çarpmaya başladı.

"Hadi Emir, cesaretini topla," dedi Deniz yanından geçerken. Deniz çok kendinden emin görünüyordu. "Bugün kolay. Sen sadece elinden geleni yap."

Emir başını salladı. Deniz haklıydı. Yapmam gereken bu, diye düşündü. Sadece elimden gelenin en iyisini yapmalıyım.

Spor Salonu Önünde

Spor salonunun kapısının önünde durdular. İçeriden sesler geliyordu - top sesleri, ayak sesleri, düdük sesi. Antrenörler içerde hazırlık yapıyordu.

Can Hoca kapıyı açtı. "İçeri gelin, gençler."

Emir derin bir nefes aldı. Bu andı. Hayalini kurduğu an. Aylarca çalıştığı an.

"Hadi," diye fısıldadı kendi kendine. "Göster kendini."

Ve içeri girdi.


spacer

Yeni Bir Yer, Yeni Bir Pota | Şişli Atatürk Ortaokulu

 Merhaba değerli eğitim gönüllüleri ve sevgili basketbol severler;

Bu yazıda benim için heyecan verici bir başlangıcı sizlerle paylaşmak istiyorum. Akademik ve sportif başarılarıyla İstanbul'un eğitim haritasında bir yıldız gibi parlayan, atletizmdeki başarılarıyla özdeşleşmiş Şişli Atatürk Ortaokulu ailesine beden eğitimi öğretmeni olarak katılmanın gururunu yaşıyorum.

Benim için yaşanan bu atama, sadece bir okul değişikliği değil; bir hayalin, vizyonun, basketbolun ve toplumsal bir dönüşümün bayrak teslimi demektir.

Şişli Atatürk Ortaokulu

Potaları Birleştiriyorum "Karma Pota" Vizyonu

Okul yöneticilerimle paylaştığım ve beni en çok heyecanlandıran projelerimden biridir. Akademik başarıları yüksek olan öğrencilerimle özel sporcuları aynı parkede, aynı formanın altında buluşturmak olacaktır. Kuracağım "Karma Pota Basketbol Takımı" ile farklılıkların bir engel değil, takım olmanın en güzel rengi olduğunu tüm İstanbul'a göstermek istiyorum.

Hedefim: İyi İnsan, İyi Öğrenci, İyi Basketbolcu

Vizyonumuz net: Şişli Atatürk Ortaokulu'nun akademik başarısını, öğrencilerimizin basketbol zekasıyla birleştirmek. Burada sadece sayı yapmak değil; zekasını sahaya yansıtan, etik değerlere sahip, kültürel birikimi yüksek ve karakterli basketbolcular yetiştirmek için kolları sıvıyorum.

Temel ilke; akademik disiplini basketbol disipliniyle harmanlayarak "iyi insan, iyi öğrenci ve iyi basketbolcu" yetiştirmek olacak.

Spor Salonu Bizi Bekliyor

Okulumuz ve okul spor kulübümüz bünyesinde, basketbola gönül veren tüm öğrencilerimizle takımlarımızı kurup antrenmanlarımıza hemen başlıyoruz. Geleceğin yıldız basketbolcularını yetiştirme gayretim şu an yeniden başlıyor. İçindeki yeteneği parkeye yansıtmak isteyen, o turuncu topun peşinden koşarken hem öğrenmek hem de gelişmek isteyen tüm öğrencilerimizi basketbol takımına katılmaya davet ediyorum: Şimdi basketbol salonumuza akın etme zamanıdır. Haydi kızlar ve erkekler potaya gidiyoruz.

Basketbolu Kimlerle Buluşturacağım?

Şişli Atatürk Ortaokulunda başlayan bu hareket, sadece okul duvarları arasında sınırlı olmayacak. Basketbolu;
  • Strateji ve analitik düşünceyi oyunun merkezine koyacağız.
  • Sosyal sorumluluk ile buluşturacağız. Özel sporcuları da dahil ederek onlarla kuracağımız bağla spor kültürü oluşturacağız.
  • Geleceğin yıldızlarını yetiştirmek için nitelikli basketbol eğitimini ilke alacağız.

Bir Yaşam Okulu Olarak Basketbol Sahası

Okulumda oluşturmak istediğim basketbol takımlarının vizyonunun temelinde şu yatacak. Atletizmdeki süratimizi basketboldaki zekamızla ve özel sporcularımızdan öğreneceğimiz o eşsiz sevgiyle birleştirmek. Şişli Atatürk Ortaokulu'nun parkelerinde yankılanacak olan her top sesi, geleceğin liderlerinin ayak sesleri olacak.

Parkede, pota altında ve oyunun heyecanında buluşmak üzere!

Ümit Yanar; Şişli Atatürk Ortaokulu Beden Eğitimi Öğretmeni.



spacer

Ali Efe Güler Basketbol Hikayeleriyle Aramıza Katılıyor

 🏀 Sahaya Yeni Bir Oyun Kurucu Giriyor: Ali Efe Güler!

Hazır mısınız? Çünkü blogta artık basketbolun rengi daha artacak! 🔥

Bloga yeni bir isim katıldı ve potaya doğru ilk adımını attı: Ali Efe Güler!

Artık sadece basketbol teknik-taktik yazıları okumayacağız… Maçın son saniyesinde o şutu biz atacağız, tribünün sesini biz duyacağız, pota altındaki mücadeleyi biz yaşayacağız.

Ali Efe Güler

💥 Kim Bu Ali Efe?

Ali Efe sıradan bir basketbol izleyicisi değil. O; oyunun ruhunu, sokak arasındaki potadan NBA parkelerine kadar uzanan hikâyeleri yakalayan biri. Basketbol hikayeleriyle bizlere yeni heyecanlar yaşatacak.

Onun için basketbol:
  • Sadece sayı atmak değil, karakterdir.
  • Sadece istatistik değil, mücadeledir.
  • Sadece maç değil, başlı başına bir hikâyedir. Oyunun içindeki duyguların hikayesidir.

Bloğumuzda “Basketbol Hikayeleri” yazarak oyuna farklı bir açıdan bakmamızı göstererek; efsane oyuncuların bilinmeyen yanlarını, unutulmaz maç anlarını ve basketbolun kalbe dokunan tarafını okuyacağız.

Bazen bir son saniye üçlüğünün arkasındaki cesareti, bazen de kaybedilen bir maçın kırılma anını yaşayacağız. Kısacası parkede ne varsa duyguları burada olacak! 🏀

Basketbolun sadece bir oyun olmadığını; her hücumda yeniden yazılan bir hikaye olduğunu keşfedeceğiz.

🚀 Hoş Geldin Ali Efe!

Ali Efe’nin  blog yazarı olarak aramıza katılmasıyla artık bir üst lige terfi ediyoruz. Enerji artıyor, tempo yükseliyor, basketbol hikayeleri derinleşiyor.

Kendisine kocaman bir HOŞ GELDİN! diyorum. Bu yolculukta bol ilham, bol heyecan ve bol alkışın eksilmemesini umut ediyorum. 👏

Şimdi söz sizde!

Yorumlara Yazın 👇

Ali Efe’den ilk hangi basketbol hikâyesini okumak istersiniz? Sahne hazır. Top havada. Hikaye yazılıyor.

Oyun başlasın! 🔥🏀

spacer

Basketbol Topu Neden Turuncudur?

 Basketbol sahasına baktığımızda gördüğümüz o parlak turuncu küre, sadece oyunun bir ekipmanı değildir. Parkenin üzerinde parlayan, oyunun etrafında döndüğü bir mikro güneştir. Bu küre neden başka bir renk değildir de turuncudur. Bu sorunun yanıtı, 1950'lerin getirdiği zorunluluktan başlayıp insan ruhunu derinliklerine uzanan bir yolculuktur.

Basketbol Topu Neden Turuncudur?

Turuncu Güneşin Rengi ve Anatomisi

Basketbolun ilk dönemlerinde toplar derinin doğal rengi olan kahverengiydi. Ancak bu renk, koyu zeminli parkelerde fark edilmeyi zorlaştırıyordu. Butler Üniversitesi koçu Tony Hinkle, topun hem oyuncular hem de seyirciler için seçilebilir olmadığını fark edince evrim gerçekleşmeye başladı.

Turuncu, hayatımıza giren siyah-beyaz televizyonda konsantrasyonu en fazla sağlayan renk olduğundan basketbol topunun rengi olarak seçildi ve basketbol oyununda bir devrim yaşanarak oyunun geleceğini etkiledi.

Biliyor muydunuz? Turuncu top ilk kez 1958 NCAA finallerinde kullanıldı. Bir çok insan rengi fazla radikal olarak bularak eleştirdi. Ancak o gün Louisville'de parkede parlayan o turuncu ışık, basketbolun yeni bir meşalesi oldu.

Basketbol Sahasındaki Güneş

Felsefi açıdan turuncu, spekturumdaki en sıcak ve aktif renklerden biridir. Basketbol topunu "Sahadaki Güneş" olarak tanımlamanın sebeplerinden biri, topun sahadaki merkezi rolüdür.
  • Sahadaki oyuncular turuncu kürenin etrafında dönen gezegenlerdir. Top nerede parlarsa, yaşam (oyun) orada akar.
  • Turuncu, zihni uyanık tutan ve dikkati tek bir noktaya toplayan bir ışıktır. Yani kaosun ortasındaki rehberdir; oyunun ritmi topun ritmiyle hayat bulur.

Kırmızı ile Sarının Dansı

Renk teorisinde turuncu, kırmızının (saf fiziksel güç ve hırs) ile sarının (taktiksel akıl ve bilgelik) karışımıdır. İşte basketbol oyuncuları için turuncu, basketbolun özünü temsil eder.

Basketbol ne bir kas gücü gösterisi, ne de satranç tahtasıdır. Basketbol fizikselleşmiş bir akıl yürütme sanatıdır. Turuncu renk kırmızı ve sarı rengin armonisidir.

Basketbol Topunun Anlamı

Basketbol topuna sahip olduğunuzda hissettiğiniz ağırlık, toplumsal bir sorumluluğun yansımasıdır. Top sizdeyken gözlerin üzerinizde olması, turuncunun o saklanamaz doğasından gelir.

Topa sahip olmak düzeni sağlama isteğidir. Topu pas veya şut ile serbest bırakmak, sorumluluğun sonucunu kabul etmek ve oyunu sonraki nesle devretmektir. Bu nedenle basketbol, hayatın evrimsel bütünlüğünün sürekliliğini simgeler.

Neden Turuncu?

Çünkü turuncu bir uyanış çağrısıdır. Basketbol topunun turuncu olması bir rastlantı değil, farkındalığın tercihidir. Kahverenginin durağan (toprak) enerjisinden, turuncunun dinamik (ateş) enerjisine geçiştir. İnsanlığın yerçekimine, statükoya ve karanlığa karşı verdiği mücadelenin sembolüdür.

Turuncu küre her sektiğinde, parkeyi güneş ışınlarıyla aydınlatır.
spacer

Seni Basketbol Takımına Aldım | Elif'in İlham Veren Öyküsü (12)

 Bölüm 12

Elif'in İlham Veren Öyküsü

Ulusal finaller için Denizli'ye hareket ederken yüreğimizde heyecan, kaygı ve bilmediğimiz bir şehirde kazanacağımız umudun karışımı vardı. Takım otobüsüyle şehre girerken, Denizli il sınırı tabelasını geçtiğimiz an sıradan bir şehire değil, kaderimizi belirleyecek bir yolculuğa adım attığımızı hissettik.


Seni Basketbol Takımına Aldım

Pansiyona yerleşmeden önce hep birlikte heyecanla yürümeye başladık. Yolumuzu kaybettiğimiz anlardan birinde Burcu'nun "Galiba eve yürümeye karar verdik" esprisiyle kahkahalara boğulduk. Şehir değil, ruhumuz yürüyordu adeta. Pansiyonun koridorlarından geçerken ayak seslerimiz Melek'in Son Sesi'nin melodisini fısıldıyordu. Şimdilik yalnızca biz duyuyorduk; ama kupayı kaldırdığımızda herkes duyacaktı.

Akşam bekir koç ve İbrahim öğretmen kura çekimine gitti. Biz takımca pansiyon kapısında onların dönmesini bekliyorduk. Bekir koç geldikten sonra grubumuzu açıkladı: "Dilmenspor, DSİ, Antep Yıldızlar Okulu ve biz D grubundayız. Görünen o ki, grup 3.lüğü başarı olur bizim için."

Bekir koçun bu sözleri takımın hoşuna gitmedi. Ama biz Bekir koçun bu tip sözlerine alışıktık. Odalarımıza çekildikten sonra Meryem ve Tuğba'nın kaldığı odada bir takım toplantısı yaptım. "Biz üçüncülüğü kabul etmiyoruz. Kupayı alıp döneceğiz." dedim. Takımın ruhu hemen ateşlendi. "Unutmayın, asıl maçlar yüreğimizde oynanacak."

Ertesi gün turnuvanın maçları oynanmaya başlandı. Antep Yıldızları Okuluyla yaptığımız ilk maçta çok basket kaçırdık. Ama 5 sayı farkla maçı kazandık. Ardından Dilmenspor'u 53-49 yendik. Son gün DSİ karşısında 65-51 kaybettik. Grubu ikinci sırada tamamladık. Bu başarı Bekir koç için sürprizdi. Ancak yine kendisini övdü. Oyun sistemiyle başarının mimarı olduğunu söyledi. 

Eleme turunda Ankara Basketbol Kolejiyle karşılaştık. Maç çok çekişmeli geçti. Ben hem asist yapıyor, hem top çalıyor hem de savunmamla çok etkiliydim. Takım bu maçta ruhunu bulmuştu. Oyunun son saniyelerinde çok kritik bir üçlükle 50-49 maçı kazandık. Bu galibiyet Melek'in Son Sesi tınısının turnuvada duyulmaya başlandığı an oldu.

Yarı finalde Aydın Kara İncir'i 61-41 gibi net bir skorla geçtik. Finalde turnuvanın en büyük favorisi DSİ ile yeniden karşı karşıya geldik. Onlar oyuna fırtına gibi başladı. Devreyi de 12 sayı önde kapattılar. Devrede soyunma odasında Çiğdem, Bekir koçun sözünü keserek ayağa kalktı: "Biz buraya neden geldik? Ay Işığı Sonat'ını çalacak mıyız, çalmayacak mıyız?" Çiğdem'in bu çıkışında sadece biz değil, Bekir koç da çok etkilendi. Bu havayla basketbol sahasına geri döndük.

İkinci yarıda rüzgarı arkamıza aldık. Takımımız savunmada büyük direnç göstererek hücumda parlamaya başladı. Meryem tüm ribauntları aldı. Çiğdem fastbreak'ten birkaç basket attı. Ben de isabetli dış şutlarımla rakibin savunmasını sarstım. 

Fark birer birer azalarak son saniyelerde 4 sayılık üstünlüğümüzle maç sonuna geçtik. DSİ topu çok iyi çevirerek bir üçlük atış buldu. Meryem seken bu topun ribaundunu alarak bana pas attı. Rakip topu kapmak için çırpınsa da topu çok iyi çevirip onlara faul yapma fırsatı vermedik. Son iki saniyede pas bana geldi. Topa sarıldım, yere yattım ve süre bitti.  Bu top benim için sadece bir top değildi. Melek öğretmenden aldığım pasın sembolüydü artık.

Kupayı kaldırdığımızda ter, gözyaşı ve yüreklerimiz bir aradaydı. Melek'in Son Sesi artık herkesin kulağındaydı. Bu zafer sadece bir şampiyonluk değil, inancın ve dayanışmanın bir öyküsüydü.

Okula döndüğümüzde Melek öğretmenden bir mesaj aldık. Şampiyon olmuş kupayı bize ithaf etmişti. Gözlerim doldu. "Pası aldım, artık sıra bende."

Bekir koçun adaletsizliği de karşılığını buldu. Onun yerine basketbol efsanesi Hüseyin Çoban ekolümüze nesillere aktırmak için takımın başına geçti. Melek öğretmenin başlattığı sistemi, Hüseyin Çoban ileriye taşıyacaktı. 

Sezon sonunda takım arkadaşlarımdan bazıları eğitim bursu kazandı, yeni teklifler ve umutlarla yeni bir yolculuk başladı hepimiz için tıpkı Melek öğretmen gibi. Ben ve Çiğdem, başka bir efsane koç Güngör Yıldırım tarafından profesyonel altyapı takımına alındık. 

Bir gece kapımdaki potaya Zeynep abla gibi şut attıktan sonra yastığımın altındaki günlüğümü çıkarıp şunları yazdım:

"Bugün bir şampiyonun günlüğüne yaraşır satırlar yazıyorum. Basketbol sahasındaki zafer bir pasla başlar. Melek öğretmenden aldığım pası başkasına atma zamanı geldi."

Belki bir gün ben de, kenarda duran bir çocuğun elinden tutar ve ona şöyle derim:

"Seni basketbol takımına aldım."


spacer